Bana kalsa burada bitmişti. Günseli'yi aradım,
"bu gariban arkadaşının bir kitabını daha basar mısın?"
dedim. "Ne yapalım, basalım bari…" dedi. Bütün malzemeyi
alıp Filiz ile Rota'nın binasının kapısına dayandık, Kemal ve Günseli
ile bir toplantı yaptık. İsim konusunda fikirler uçuştu, kapak
tasarımı falan, epey biryerlere vardık, malzemeyi bıraktık,
beklemeye başladım.
Günseli arar da "olmamış" derse bozum
olacaktım. Günseli aradı, "olmuş" dedi. "Paris'e
giderken senin malzemeyi yanıma aldım, oradayken okudum, olmuş."
dedi. Rahatladım.
"Noktalama işaretlerinde düzeltmeler yaptım,
sana yollayayım, sen bir bak, tamamsa tamam dersin" dedi.
"Gerek yok" dedim, "sen ne şekilde düzelttiysen o şekilde
doğrudur, bana yollama, sen devam et" dedim.
"Kitabın son sözü yok, anlatıp ortada bırakmışsın, son söz
ile bağlaman gerekir" dedi. "Nesi eksik ?" dedim.
"İnsanların senin içini ne kadar göreceklerinin
insiyatifinin sende olmasını istediğini yeteri kadar açık
belirtmemişsin. Arada hep bir mesafe olacağını, sana insanların ne
kadar yaklaşacağını hep senin tayin edeceğini dememişsin. Hep
kendine bir şeyleri saklı tutacağını dememişsin. Bu kitabı
okuyanlar senin tamamen açıldığını zannedebilirler" dedi.
"Peki, anladım galiba, başka ??" dedim.
"Bu kitabı hayata yeni atılan insanlara kadar,
hatta belki de daha fazlasıyla, ana babalara hitaben yazdığını
yeteri kadar açık belirtmemişsin" dedi. "Senin çocuğun da
benim o zamanlar düşündüğüm gibi düşünebilir, hareket edebilir,
ama bakarsın zamanla olgunlaşır, kariyer yapar, hatta olgunlaşmasa
bile kariyer yapar, dememişsin" diye devam etti. "Bunları
toparlayan bir son söz yazarsan tamamdır" dedi.
"Peki, bir şeyler düşünür sana yollarım"
dedim