|

|
|
37 |
|

|
|
İsim Annesi: Renan Uzer
|
|
Ön Kapak Foto: Turgut Uzer
|
|
Arka Kapak Foto: Zeki Berk
|
|
Asistan: Filiz Taşdemir
|
|
Kapak Tasarım: Osman Uraslı
|
|

|
| |
|

37
Türkiye, ayağı yere fazla basan ve vizyon yoksulu
politikalarla en iyi ihtimalle "trailing behind" konumunu
ancak koruyabilecek gibi gözüküyor. Hele bu ülke kaynak zengini
olmadığına göre (Ben Türkiye'nin "kaynak fakiri" olduğuna
katılmıyorum, ancak dünya ölçeğinde bir "kaynak zengini"
olmadığı da bir gerçek), Türkiye gelişme gösterse bile, diğerleri
de geliştiğine göre, aradaki farkı kapatma konusunda,mevcut
politikalarla, fazla ümitvar olunulabilinemiyor (bence, ve maalesef).
Aslında bırakın mesafeyi kapatmayı, mesafenin açılmasının önlenebileceği
bile ciddi biçimde su götürür.
İyi ihtimalle "sükredip yuvarlanıp geçinip
gideceğimiz" bu gidişat'tan, çocuklarımızın belirgin şekilde
bizden daha iyi imkanlarla yaşayabileceği bir ortam oluşturabilecek
bir gidişat'a doğru rotayı çevirebilmek için ciddi bir miktar risk
alarak, alışılagelmiş yaklaşımlardan farklı şekilde düşünmemiz
gerektiğini düşünüyorum. "Comfort zone"umuzu terk edip,
radikal bazı yaklaşımları tartışmalıyız.
Küreselleşme ile birlikte değişim hızlandığı
gibi, durgunlaşmamış ortamların ortak özelliklerinden biri olarak,
doğan fırsatlar da artmıştır. Bu doğan fırsatları görebilen,
bunları faydaya nasıl dönüştürebileceğini düşünebilen ve düşündüklerini
uygulamaya koyabilecek kültürü oluşturabilen ve bütün bunları
kesinlikle hızlı yapabilen toplumlar, önümüzdeki dönemde diğerlerine
göre daha hızlı ilerleyeceklerdir. Türkiye, ne kadar fazla
birbirimizi karamsarlığa itersek itelim, genç nüfusu ve "trailing
behind" konumuyla atılım yapma olanağı ve gereksinimi olan bir
ülkedir. "Türkiye, gelecek döneme damgasını vuracaktır"
diye dile getirilen görüş, aslında "implicit" olarak bu
durumu (ve beklentiyi) ifade ediyor. "Türkiye, gelecek döneme
damgasını vuracaktır" görüşü ile karşılaşmak,
zannediyorum hepimizin hoşuna gidiyor. Şöyle bir arkamıza yaslanıyoruz
ve işlerin daha iyiye gitmesini beklemeye başlıyoruz.
Aşağıda bazı fikirler var. Bu fikirlerin çok akıllı
olduğunu savunmuyorum (zaten olamazlar, çünkü benim fikirlerim),
ayaklarının yerle temasları da tartışılır, bu yönden de yukarıda
özetlemeye çalıştığım gereksinime uygun düşebilir (ayrıca aşağıda
görüş belirteceğim hiçbir konuda ihtisasım yok, belki de onun için
uçuyorum, konuların uzmanlarından peşinen özür dilerim):
 |
ABD, hem dünya politikasının lideri hem de
Jandarması. 11 Eylül 2001'den önce, ABD'nin "Dünya Jandarması"
rolünün, ABD'de kimin iktidara geleceğine bağlı olarak zaman zaman
azalıp artacağı olasılık dahilindeydi. Ancak 11 Eylül'den sonra
oluşan durumda, ABD'nin "Dünya Jandarması" rolü artık kalıcılık
kazanmıştır. Potansiyel Avrupa Ordusu, Avrupa'nın darmadağın kültürel
yapısı çok çabuk toparlanamayacağından, Çin veya Rusya orduları
ise kaynak ve teknoloji "relative" dezavantajlarından dolayı
bu dünya jandarmasına, ancak cılız bir denge unsuru
olabileceklerdir. Diğer ülkelerin, hatta bir bakıma Avrupa, Çin ve
Rusya dahil diğer ülkelerin savunma harcamalarını "ağır teçhizat
yoğun" yapmalarının fiilen ne işe yarayacağını (ABD silah
sanayiini daha da fazla beslemek yanında) ben anlayabilmiş değilim. Dünyadaki
herhangi bir "conflict"e, dünya jandarmasının tarafsız
kalmayacağı kesin. ABD'nin tuttuğu taraf ile hemfikirseniz katkınız
marjinal, hemfikir değilseniz askeri gücünüzle yapabilecekleriniz sınırlı.
Böyle bir potansiyel etki öngörüsüyle, "ağır teçhizat yoğun"
askeri yatırımların gerekliliği bence tartışılmalı. Hafif teçhizatı
çok kuvvetli, hareket kabiliyeti yüksek, cesareti ve "commitment"i
yüksek, küçük birlikler hem ulusal hem de uluslararası ortamda esas
gereksinim duyulacak askeri güç olacak gibi geliyor bana. Özellikle
"cesareti ve "commitment"i yüksek" insanlar
konusunda Türkiye bence kaynağı zengin ülkeler sınıfında. Değişen
ortam nedeniyle oluşan bu yeni durumu görüp bunu hızla bir atılım
kaynağına çevirebilir mi Türkiye?? |
 |
Hükümetteki bakan sayısı yarıya düşürülmeli.
Bugün. Bunun yapıldığı gün, bunu referans göstererek,
parlamentodaki milletvekili sayısı yarıya düşürülmeli. Bakan sayısının
yarıya düşürülmesi ile birlikte, bakan makam arabaları da yarıya
düşecektir. Bu arabalar görünür şekilde satılmalı. Satışın
yapıldığı gün, devletin araçları yarıya düşürülmeli, ve görünür
şekilde satılmalı. Milletvekilleri lojmanlarının yarısı görünür
şekilde satılmalı, bunun yapıldığı gün devlet lojmanlarının
yarısı satılmalı. Yukarıdakilerle birlikte, devlette çalışan
kadrolar ve silah altına alınanlar, birkaç istisna ile (öğretmen
kadroları gibi), yarıya düşürülmeli. Bu yarı yarıya düşürme işlemi
için çeşitli kriterler kullanılabilir, mesela fiziksel bina kriteri
kullanılabilir. Ankara'daki o kocaman devlet dairesi binalarına
gidilir, her bir bina yarı yarıya boşaltılır. Bu bilimsel yöntemle
büyük miktarda işsiz açığa çıkar, devletin bordrosu da ciddi
miktarda hafifler. Parasal kazanımla fakir, ama çalışan bir işsizlik
sigortası oluşturulur. Herkes çalışıyormuş gibi olup kimse çalışmazken
hiç olmazsa çalışan çalışır, işsiz olan da işsiz olur, o da
sigorta sistemi ile desteklenir. Önerdiğim "yarıya düşürme"
bilimsel yaklaşımı iyi sonuç verirse (ki korkarım verecektir), iki
veya üç yıl sonra tekrarlanabilir, ancak ondan sonra "bizim ne
kadar bir kadroya ihtiyacımız var??" diye bir sorunun ciddi cevabı
aranmaya başlanabilir. |
 |
Seçim sistemi ve siyasi partiler yasası, seçilenin
seçene sorumlu olacağı şekle getirilmeli. Yapılana kadar seçim yapılmamalı,
seçim zamanlarında milletvekilleri, telefon rehberlerinden noter
huzurunda "sayfa ve satır tutmaca" yoluyla belirlenecek şekilde
yenilenmeli. Daha ucuz olur. |
 |
Tarım ve Hayvancılığı destekleme ismi altında
zaten fazlasıyla parası olana yapılan para aktarımı sistemi, tarım
ve hayvancılıkta verimin artması ve maliyetlerin düşmesine zemin
hazırlayacak yatırımlara dönüşmesini sağlama alacak şekilde
revize edilmeli. Eğer bunu sağlamanın yapısal, pratik, anlaşılabilir,
şeffaf bir yolu bulunuyorsa güzel, yoksa Tarım ve Hayvancılığı
destekleme sistemi ve fonları, kategorik olarak iptal edilmeli. |
 |
Özelleştirme işinin başına, iki yıllığına
kesin olarak özerk çalışacak, çok akıllı olmayan biri
getirilmeli. Bu insana toplam iki satırı geçmeyecek bir misyon
verilmeli ("şunu, şunu, şunu ve şunu sat" gibi), iki yılın
sonunda bu insan, devlet tarafından "full cost coverage"
kapsamında, ömrünün sonuna kadar terk etmemek ve internet
kullanmamak kaydıyla Yeni Zelanda'ya (bildiğim kadarıyla Türkiye'ye
göre "dünyanın öbür ucu" orası oluyor) yollanmalı. Özelleştirmenin
başındaki kişi'nin yaptığı her şeyin yanlış olduğu baştan
kabul ve tasdik edilmeli, hakkında ilk iki yıl da, daha sonra da her
çeşit dedikodu yapılması teşvik edilmelidir. Deşarj iyidir. |
 |
Turizm, bir devlet politikası ilan edilmeli, iki yıl
içinde 50 milyar $ turizm kalıcı geliri elde etmek için ne yapmak
gerekiyorsa, o yapılmalı. Eğer 50 milyar $'lık uygulanabilir plan
yapılamıyorsa, 60 milyar $'lık plan yapılmalı. Türkiye'nin bu
konudaki zenginliği ile bu kesinlikle mümkündür. |
 |
Yukarıda bahsettiğim "makul" adımlardan
doğan kaynağın bir bölümü eğitim sistemine aktarılmalı. Eğitim
sistemi paralı olmalı, devlet gerektiği yerde bireyleri maddi olarak
desteklemeli. |
 |
Bir "ulusal kültür" programı yapılmalı.
Bizler, "ulusal kültür"ümüzü değişime hazır hale
getirmezsek hiçbir şey değiştiremeyiz. Ulusal kültürümüzü genel
olarak tanımlayan kelimeler: Duygusal, kaderci, söylenen, katılımcı,
reaktif, sevebilen, yardımsever, birbirine karşı saygısız,
bireysel. Özal dönemi ile birlikte bu kültür özelliklerine "fırsatçı"
eklendi. Son üç yılda ise yaşadığımız deprem ve ekonomik
krizlerle "irite" eklendi. Yapmamız gereken kültür değişimi
(isterseniz "kültür devrimi" diyelim), sonuçta şu
kelimeleri içeren bir profil ile tanımlanmalı: Duygusal, söyleyen,
katılımcı, proaktif, sevebilen, yardımsever, birbirine karşı saygılı,
ekip çalışmasına yatkın. Ve bütün bu profilin en üzerinde, en
belirleyici, en vurgulu iki özellik: olumlu ve yapıcı. "Olumlu
ve yapıcı" özellik taşımayan hiçbir şey, hiçbir platformda
ele alınmamalı. |
Ne dersiniz?? Ne olacak bu memleketin hali??
|

|