TURGUTLAMA

Önceki Geri Sonraki

34

İsim Annesi: Renan Uzer
Ön Kapak Foto: Turgut Uzer
Arka Kapak Foto: Zeki Berk
Asistan: Filiz Taşdemir
Kapak Tasarım: Osman Uraslı

34

Birkaç sene önce Ankarada bir apartman dairesinde (Kavaklıdere civarında bir yer idi hatırladığım kadarıyla) faaliyet gösteren "Konrad Adenauer Vakfı"nın (kuruluşun isminde yanılıyor olabilirim) bir toplantısına katılmıştım. Daha doğrusu kendimi zorla davet ettirmiştim, Türkiye'deki KOBİ'lere TKY'yi tanıtmak ve yola çıkmalarını sağlamak için açmaya çalıştığım bir sürü kapıdan bir tanesi olabilir diye düşünmüştüm. Konrad Adenauer, 1960'lı yılların Alman Cumhurbaşkanlarından. Alman ve Türk hükümetlerinin "bir tarafta işçi ihtiyacı var, öbür tarafta iş ihtiyacı var, o halde bu iki ihtiyacı birleştirelim, karşılıklı giderelim" olarak tanımlanabilecek parlak fikri ile yapılan anlaşmanın neticesi ilk Türk işçi kafileleri Almanya'ya geldiğinde, Almanyanın Cumhurbaşkanı Konrad Adenauer idi. Bendeniz de o sırada Almanya'da ilkokulda okuyor idim. Siyah beyaz televizyonda "bizimki"lerin havaalanında karşılanış törenini seyrettiğimi hatırlıyorum. Herhalde aradan geçen kırk senede hiçbir Türk heyeti, Almanlar tarafından, bir daha o kadar coşku ile karşılanmamıştır. Parlak fikir, altı hiç doldurulmadan, aynen olduğu şekilde proje haline gelip aynen uygulamaya kondu. Gerek Alman tarafı, gerek Türk tarafı işin politik meyvasının keyfini çıkardı. Efendim, gelen işçi'lerin aynı zamanda birer insan olduklarının hem Alman hem de Türk yetkililerce anlaşılması için birkaç ay yetti (!). Türk yetkililer anladılar ama "bana ne, adamlar senin ülkende, sen çöz" tavrına girdiler (..ve bu politikayı zamanla kalıcı hale getirdiler), Almanlar ise önceleri konuyu polisiye tedbirlerle çözmeye çalıştılar, nedenine inerek çözüm üretmeye çalışmaları ancak seneler sonra oluştu. Türkiye'de "kasaba bile görmüş olanı tek tük olan insanlar" uçağa konup "Münşen" (München) havaalanına, oradan da "ayzınbaaan" (eisenbahn = demiryolu) ile çalışacaklara mekanlara nakledildi. Herhalde bugün herhangi birimizi "olduğun gibi gel" mantığıyla füzeye koysalar da ay'a yollasalar çekeceğimiz uyum sorunu ile "Alamanyadaki ilk Türk işçi kafilelerinin" uyum sorunu karşılaştırılabilir düzeylerdedir. "Kölün" (Köln) ve Düseldrof" (Düsseldorf) çarşılarında "bizimkiler", çarşı dolaşırken 20-25 bıyıklı adam hepsi el ele dolaşırlardı. Halay çekme pozisyonu gibi. Kaybolmamak için uygulanan bu "Türk cinliği", hem şehir içi yaya ve araç trafiğini rahatsız eder hem de Almanların bizimkilerin cinsel tercihleri konusunda bazı çıkarımlar yapmalarına neden olurdu. Almanlar, bu konudaki çıkarımlarının yanlış olduğunu kısa sürede, bizimkilerin "ikna edici" tavırları neticesinde, anladılar. Almanyadaki sigara otomatlarının içinden eksik para çıkması, ve para haznelerinin paslanması, hatta zaman zaman da ıslak bulunması da aynı döneme rastlar. Türk işçisinin Almanya'ya kazandırdığı "diversity", zamanla bütün Avrupa'ya yayıldı ve yaratıcılık konusunda Avrupalı'nın bırakın aklına gelmeyi, anlatıldığında anlamasının bile zor olduğu ürünler ortaya çıkmaya başladı. Belçika'da apartman dairelerinin duvarlarına delikler delerek sayım sırasında aynı çocukların, apartmanın değişik daire kapılarında, değişik Türk ailelerinin çocukları olarak sayım memurunun önünde belirmesi, dolayısıyla sayılması, dolayısıyla da birkaç ailenin birden çocuk yardımından "katlanmış" olarak faydalanması bunun güzel örneklerinden biridir. "Yordam" ortaya çıktığında olası çare olarak insanların sayım sırasında damgalanması fikri ortaya atıldı ve "böyle bir şey insani midir" diye haftalarca mecliste tartışıldı. Ülkemizde her vesileyle "damgalandığımızı" söyledim, kimse inanmadı. Ben "daha da" gençken diskotek kapısında damgalanırdık, şimdi de seçimlerde damgalanıyoruz. Neyse efendim, daha fazla konuyu dağıtmayayım(yani şimdiye kadar konuyu dağıttım), Almanlar baktılar, bizimkilerle başetmek mümkün değil, dönüşü teşvik etmek için projeler (daha Türkçe bir Türkçe daha bulunamadı, sözlüğümüzde "project" karşılığında "görüşler" bölümünde Didem hanımın görüşü halen yalnız duruyor) geliştirilmeye başlandı. Geliştirilen projelerden biri de bu: "Konrad Adenauer Vakfı". Almanlar bakmışlar, Türkiyeye kesin dönüş yapanlar ne yapıyor diye, atölye gibi küçük sanayi işletmesi kurmanın, taksicilikle birlikte başı çektiğini tesbit etmişler. Bu akımı teşvik etmek için de bir kaynak ayırmışlar, Türkiyedeki KOBİ'leri desteklemek suretiyle Almanya'dan Türkiyeye "kesin dönüşü" teşvik etmek istiyorlar. İçinizde benim ve Şenol'un yanı sıra Almanlarla tecrübesi olanlar, bu tarzda mantığın Alman kültüründe olağan sayılması gerektiğini bilirler. Toplantıya girdim, masanın başında bir Alman profesör oturuyor ve sürekli sigara içiyor. Adam senelerden beri Türkiye'de yaşıyormuş, senelerden beri de bu Vakfı'n başkanlığını yaparmış, kırık dökük Türkçesi var, arada türkçe birşeyler söylüyor, arada da 'kendisine sorarsanız İngilizce, ama bana sorarsanız Almanca konuşuyor. Toplantının diğer bütün katılımcıları Türk. Hepsi de o veya bu şekilde ya bir KOBİ'yi, ya da bir KOBİ topluluğunu temsil ediyorlar. İçlerinde eski (sanayi zannediyorum) bakanlardan Kurtcebe Alptemoçin de var.

İlginç bir toplantı oldu. KOBİ temsilcileri Prof'dan "kaynak" istiyorlar, daha da belirgin olarak "para" istiyorlar. Talep, "plain and simple": Para. Prof da yorgun gözlerle sigara dumanının içinden bakıyor ve "proje" istiyor. Para isteyenler, bu sefer "Tamam, proje istiyorsan proje yaparız, sen şimdi söyle: nasıl bir proje olursa para verirsin??" diyorlar. Ulusal kültürümüzün profiline son derece uyumlu bu talep ve soruyu Alman prof, yıllardan beri Türkiye'de yaşamasına rağmen, hayretle karşılıyor. "Yani şimdi siz benden kaynak almak için proje mi yaratacaksınız??" diyor projenin uygulanmak üzere hazırlanacağı yanılgısıyla. Bizimkiler de, "Tabii proje yapacağız" diyorlar cin cin. Alman Prof'un kafası karışıyor, bir sigara daha yakıyor.

Toplantı bu mealde ilerlerken ben ana teması, "balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek" olan bir konuşma yaptım. "KOBİ'lere TKY'yi yaymaya çalışalım, böylelikle kalıcı olarak iyileşme sağlarız" falan gibi şeyler söyledim. Konuşmam, toplantının havasına son derece ters düştü, Alman Prof. dahil kimse söylediklerimi konuyla "relate" edemedi. Prof, "bir proje getirirseniz inceleriz" dedi yarım ağızla, onun üzerine tecrübeli politikacı olarak Kurtcebe Alptemoçin içindeki tek anladığım bölümün "kendisinin benim fikrimi desteklediği" olan on dakikalık bir konuşma yaptı. Konuşmanın sonunda ben hariç herkesin aydınlanmış olduğunu yüz ifadelerinden anladım ve ben de onlara uyup akıllı akıllı kafa salladım, hatta "hımmmm, teşekkür ederim" falan diye birşeyler de söyledim ve sustum. Toplantı normal seyrine döndü, para talepleri devam etti, Alman Prof. da sigara üzerine sigara yaktı.

 

TURGUTLAMA

Önceki Geri Sonraki