
32
Ofisimin girişinde kıtaların şekilde görüldüğü
gibi yerleştiği bir dünya haritası var. Bu
harita Avustralyalılar
tarafından, kuzey yarımkürelilere bir reaksiyon olarak basılmış ve
"Haritadaki yanlışlıklar için özür dilemiyoruz çünkü bu
haritada yanlış hiçbir şey yoktur" başlığıyla dağıtılıyor.
Öyle ya, Kuzey yönünün yukarıya doğru olması kuzey yarımkürelilerin
bir yorumudur, öte yandan Atlantik Okyanusunu ortaya alarak dünyaya
bakmak, Avrupalılarla, Amerikalılar'ın dünyaya bakma tarzıdır, bütün
dünyanın bu şekilde bakması gerekmez.
Kuzeyi aşağıya, Pasifik Okyanusunu da ortaya aldığınız
taktirde Dünya haritasını yandaki şekilde çizmeniz gerekir ve
Avustralya ortada yer alır.
Yaklaşık iki senedenberi ziyaretçilerime bu harita
üzerinde küçük ve masum bir test uyguluyorum. "Şu haritaya bak
ve ne düşündüğünü söyle" diyorum, son derece ilginç ve düşündürücü
cevaplar alıyorum. İlk bakışta bunun doğru bir harita olduğunu algılayan
pek olmuyor. "Bu haritada bir gariplik var ama ne?" oluyor
uzun bir süre için ilk reaksiyon. Ziyaretçilerimin üzerinde uyguladığım
test'in neticesinin esasında toplumdaki şartlanmışlık derecemizin
bir ölçüsü olduğunu düşünüyorum. Hepimiz kuzeyin yukarıya
bakması gerektiği ve Atlantik Okyanusunun ortada olması gerektiği
konusunda birbirimizi şartlamışız.
Daha da ilginci, ben bu haritaya neredeyse her gün
bakmama rağmen Türkiye'nin üst tarafında Akdeniz'i, alt tarafında
Karadeniz'i, sağ tarafta İstanbul'u ve sol tarafta Van Gölü'nü görmeye
halen alışabilmiş değilim.
Şartlanmakla görüş açımızı daralttığımız,
objektivitemizi ve yaratıcılığımızı sınırladığımızı
bilmemize karşın şartlanmamayı pratikte sağlamak hiç de kolay değil.
Ne yazık ki globalleşme de bize bu konuda yardımcı olamıyor. Hatta
tam tersine, globalleşme neticesinde insanın ulaşabileceği bilginin
çok fazla arttığı, ancak insanın işleyebileceği bilgi aynı hızla
artmadığından insanların kendini daha da fazla şartladığı şeklinde
düşünenler bile var.
Her fabrikanın olduğu gibi bizim fabrikamızın da
dış giriş kapısında kocaman bir tabela var, üzerinde şirket ismi
yazıyor. Fabrikamız 12 senelik ve hatırladığım kadarıyla kuruluştan
beri bu tabela vardır. Geçenlerde önüme bir satınalma isteği formu
geldi, dış kapı'ya şirket ismi yazan tabela satın alınmak
isteniyor. (Ara açıklama: Biz üst düzey yöneticiler, önümüze
gelen satınalma istek belgelerinde satınalınması istenen
malzemelerin ne olduğunu çoğunlukla anlamayız, ancak anlamadığımızı
belli edemediğimizden birşey soramadan imzalarız. Nadiren anladığımız
birşey geldiğinde ise fırsatı kaçırmaz, hakkında soru sorarız.)
Derhal ilgili çalışma arkadaşımı aradım ve "Kapıda bir
tabelamız var, neden ikincisini alıyoruz?" diye hesap sorarak üst
yönetimin kontrol fonksiyonunu yerine getirdim, "Kapıdaki tabela
yaklaşık dört ay önceki fırtınada düşerek tamir edilemeyecek
derecede hasar gördü, o zamandan beri kapıda tabelamız yok" şeklinde
bir cevap aldım. Aldığım cevabın doğru olduğunu hissederek, ancak
inanmak istemeyerek fabrika dış kapısına gittim ve acı gerçeği gördüm:
tabela yoktu. Ben, bu şirketin Genel Müdürü, şirket faaliyetlerini
yönetmek üzere neredeyse hergün keskin ve kartal bakışlarla bu kapıdan
giren ben, koskoca tabelanın olması gereken yerde olmadığını aylar
boyu farketmiyordum. Kendi şartlanmışlığıma gülerek fabrika'dan
sorumlu pozisyon olan İşletmeler Direktörü çalışma arkadaşımın
ofisine gittim. İsmet'e "Bizim dış kapıda şirketimizin ismi
yazan tabela var değil mi?" dedim, "Tabii var" dedi.
Turgut Uzer
17/06/1999 (Milliyet İK ekinde yayınlandı)