
27
Kadri'nin meşhur Investment Club ve Istanbullu üyelerin
"Istanbul grubu" sayesinde yahoo groups'u ister istemez
"sular seller gibi öğrendim" diyemeyeceğim ama, ağır
yalpa yaparaktan ve sağa sola toslayaraktan da olsa ilerleme yapacak
kadar öğrendim. Dün yahoo groups'un karanlık dehlizlerinde dolaşırkene
yüz küsur dolarlık "special present package offer" yemine
"ham" diye atladım, ve tabii ki zokayı yuttum. Beş dakika içinde
"special offer"lar içeren uzun bir ileti geldi, ve pek doğal
olarak bizim peşinde olduğumuz "special present" bir miktar
daha ötelenmiş, "şunu bunu yap, ben de sana hediyeni
vereyim" falan diyor. Şunu bunu yapacağım, ondan sonra "teşekkür
ederiz, şimdi de onu öbürünü de yap, bak sonra ben sana ne vereceğim"
diyecek. Baktım, konular kelalaka, kuyu da derin, daha derine inmeden
çıkayım dedim, son zamanlarda sizlerin sayesinde geliştirmiş
bulunduğum "elektronik ortamda yüzme" becerilerimi
kullanaraktan "unsubscribe" düğmesine dandadanak bastım,
altta gördüğünüz yazı geldi, son cümleye dikkat:
We are processing the unsubscribe request for
turgutuz@superonline.com. Please note, there may be a delay before you
stop receiving the email you indicated, as some mail may already be in
our system. In the mean time, please take a look at some of our special
offers.
Son cümleyi okuyunca aklıma iki tane sahne geldi:
Birincisi şu: (Umarım Fatoş ile Basri'yi halen
herkes biliyordur): Basri, bir şey satın almak istemediğini kapıya
dayanmış olan seyyar satıcıya sözle anlatamamış, "fiziksel
ikna" seçeneğini deniyor, bu cümleden var gücüyle yüklenmek
marifetiyle evin dış kapısını kapatmaya uğraşıyor, seyyar satıcı
ise bir yandan karşı taraftan yüklenirken, bir yandan ayağını kapı
aralığına sokmuş, bir yandan da elindeki sattığı malı kapının
kenarından içeriye doğru sallıyor, "siz yine de bir düşünün"
diye bağırıyor.
İkincisi ise şu: Insead Üniversitesi'nin
Cedep'deki Operational Management programının "Marketing"
dersine Harvard öğretim üyelerinden biri gelecek (adamın ismini
unuttum). "Şöyle iyi hocadır, böyle iyi hocadır, biraz delidir
ama konuyu çok iyi bilir" falan diye hoca'nın kendisinden önce
"şanı" geldi, merak içindeyiz. "Daaan" diye kapı
sonuna kadar açıldı, daha çok insana mı yoksa ayıya mı benzediği
epey tartışma götürebilecek endamda bir yaratık elinde cesametli
bir bavulla anfiye girdi. Kürsünün üzerine bavulu "vurdu",
döndü, fıldır fıldır gözlerle bize bakıyor. Kürsünün yanında
durmasından anladık ki bu bizim beklediğimiz hocadır. Adam hiç konuşmadan
kıllı ellerinden uzayan kıllı parmakları marifetiyle bavulun kapağını
açtı ve iki ucuna tahta sopalar bağlanmış patiska bezinden kocaman
bir pankartı çıkardı, sopalardan tutaraktan kafasının üzerine
kaldırdı: "Marketing is everything"(pazarlama herşeydir).
Sonra Fransızcaya çalan berbat bir İngilizceyle anlatmaya başladı.
Anlattıklarını bavulundan çıkarttığı binbir çeşit örnekle
destekliyordu. Adam anlattıkça "marketing"i diğer diğer
dallardan farklı olduğu için değil, diğer dalların çoğunluğuna
ortak olduğu (kapsadığı) için bu kadar yücelttiğini anladım.
Marketing kavramını anlamamın benim için dönüm noktası (veya başlangıç
noktası) o pankart'tır: "Marketing is everything".