TURGUTLAMA

Önceki Geri Sonraki

25

İsim Annesi: Renan Uzer
Ön Kapak Foto: Turgut Uzer
Arka Kapak Foto: Zeki Berk
Asistan: Filiz Taşdemir
Kapak Tasarım: Osman Uraslı

25

Asterix çizgi romanlarını bilenler bilir: "Oburix" isimli bir kahraman vardır. Galyalıların dövüş öncesinde güçlerini arttırmak için birer kepçe içtikleri sihirli iksir kazanına bebekken düştüğü için sonsuz gücü olan ve biraz "toplu" bir karakterdir. Kendisinin "toplu" olduğunu kabul edemeyişinden de kendisini en fazla kızdıran şey kendisine "şişman" denmesidir. Bu girişi neden böyle yaptım bilmiyorum, ama devam edeyim: Şimdi, sevgili Arif Volkan, "...Turgut Bey'inkinden az kalir gobegim yok... " diyerek benim "bana sorarsanız olmayan" göbeğime değiniyor ya, bunun bir "klavye sürçmesi" olduğunu zannediyorum. Başka türlü olamaz, çünkü benim göbeğim aslında yoktur. Yani olmuyor olması gerekir. Arif Volkan yanılıyordur, yanlış görmüştür, beni kızdırmaya çalışıyor, falan. Yine de bu konu bir açıklama gerektiriyor: Efendim, benim boyum 1.82 mt. Yaklaşık otuz yaşına kadar 68 kg. idim. Ne 67, ne de 69, tam 68 kg. Sabah 68, öğlen 68, akşam 68, yazın 68, kışın 68, tatil öncesi 68,tatil sonrası 68 vesaire. O dönemler aynı zamanda düzenli ve çok spor yaptığım dönemler. Yine o dönemler benim çok yemek yediğim dönemler. "Çok" diyorum, şöyle çok: Bir oturuşta beş porsiyon İskender kebap (bir üç porsiyon, peşine bir de iki porsiyon değil, birer birer sipariş edilmek üzere beş porsiyon. Yani hakiki beş. Bilenler bilir, kebapçıya gidip te diyelim bir üç, bir de iki porsiyon sipariş ederseniz aslında toplam üç porsiyon kadar bir şey yemiş olursunuz, ancak beş porsiyon parası ödersiniz.) veya yine bir oturuşta 80 adet İnegöl köftesi (yanında piyazı ile birlikte) benim için "olağan karın doyurmalar" sınıfındaydı. Efendim uzatmayayım (uzatmalar sonrasında ve öncesinde kullanılan bir terimdir), bir mühendis yaklaşımıyla o sıralardaki birkaç yılıma baktım ve gördüm ki ben seneler boyu hep gencim, ve aynı zamanda ne yersem yiyeyim 68 kg'ım. "Intrapolation"un basit neticesi olarak şu neticeyi çıkardım: "Ben genç ve 68 kg bir insanım". Tipik mühendis hatalarından birini de ilaveten yaptım: "intrapolation" neticelerini doğrusal olarak "extrapolate" ettim ve şu neticeye vardım: "Ben genç ve 68 kg bir insanım ve öyle kalacağım. "Vardığım neticeyi o kadar içime sindirdim ki, bu inanç benim bir parçam oldu. Benim kadar genç olmayan insanlara ve benim kadar ince endamı olmayan insanlara "vah vah, bak şu insancağızın haline, hem yaşlı hem de kilolu. Halbuki ben hiç öyle olmayacağım, gencim ve 68 kg'ım". O dönemler o baktığım insanın da, benim de hayatımızın başlangıcında birkaç kiloluk bir "ingaaaaaa" olduğumuzu hiç düşünmüyordum desem yeridir. Otuzlu yaşlarımın ikinci yarısında dünya yüzündeki tartıların kalibrasyonlarında "global bir sapma" meydana geldi: Tartılar bozuldu. Hangi tartıya çıksam beni 75 kg'ın üzerinde gösteriyordu. Yine aynı dönemlerde, güneş yüzeyindeki patlamaların dokunmuş kumaşlara etkisi neticesi olsa gerek, benim pantolon ve gömleklerim "çekti". "Çeken" geri zekalı pantolon ve gömleklerime fazla aldırmadım, "çektikleri gibi sünerler" beklentisiyle inatla aynı giysi repertuarımı korumaya gayret ettim. İnatla aynı deliğe takmaya çalıştığım pantolon kemerlerimin derilerinde derin dikey yüzey çatlakları oluşması, bazı gömleklerimin düğmelerinin ilikleri dikey yarıktan yatay yarık haline getirmesi, onun da yetmeyip düğmenin kopması, kırılması, ve hatta fırlayıp gitmesi gibi hadiseleri de "dünyada olup biten, izahatı olmayan garip olaylar "olarak sınıflandırdım. Sonunda, rahatsız olduğumdan değil, sırf giysilerim eskidiği için yeni ve bir miktar "zengin" giysiler aldım. Zamanla giysilerim giderek daha "zenginleşmeye" devam etti. "Hangi renk, hangi tip çizgi daha ince gösterir" gibi esasında benimle hiçbir alakası olmayan bir konuyla gizli gizli flört etmeye başladım. Erken kırklı yaşlarımda 95 kg'ı geçtim. Bir ümitle boyumu ölçtüm. Öyle ya, boyum 2.54 mt olmuşsa ben halen aynı endamdayım demektir. Ne diyordum, boyumu ölçtüm: hayır, boy hala 1.82 mt. Demek ki boy'um, kilo'mun gelişmesine ayak uyduramamıştı, o halde bu bir boy sorunuydu. Bu düşünceyle de bir süre oyalandım, sonunda eşimi kırmayıp onun hatırı için bir diyetisyene gittim. Daha doğrusu diyetisyen aramaya başladım. Gittiğim her diyetisyende daha oturmadan önşartımı söylüyordum: "Bakın, bana vereceğiniz reçetede günde asgari iki bardak (duble değil) viski olmayacaksa sizin de, benim de vaktime yazık, ben hiç oturmayayım, çıkayım gideyim, siz de, ben de işimize bakalım" diyordum. Uzun aramalar sonunda benim önşartımla benimle çalışmaya razı gelen bir diyetisyene rast geldim. Diyetisyenle on ay kadar çalıştım ve iyi ve kalıcı netice aldım. Çok daha az yiyorum, yediğime daha çok dikkat ediyorum, ve içki içerken suçluluk duyuyorum. Sevgili Arif Volkan, eğer arzu edersen bana yaz, benim memnun kaldığım diyetisyenin koordinatlarını verebilirim. 90-91 kilo civarına düştüm, sonraki yıllarda ise bütün gayretime rağmen ortalama yılda bir kilo ilave ederek 97 kg'a vardım. İki üç seneden beri burada duruyorum, ve herhalde artık stabil hale geldim. Şimdi kilomu soranlara "kuşbaşı 68 kg, kemikli 97 kg" diyorum. Yine bir şekilde 68 kg ya, içim rahat. Umarım bu gayri mütevazi uzunluktaki yazı, benim göbek konusunda herhangi bir takıntımın olmadığı izlenimini sizlere vermiştir. Öyle değil mi, olmayan şeyin takıntısı mı olurmuş???

 

 

TURGUTLAMA

Önceki Geri Sonraki