
24
Adapazarı-Bilecik yolu üzerinde Sakarya nehri kıyısında
çok saydığım ve sevdiğim bir arkadaşım (bir büyüğüm) 15 dönüm
bir arazi aldı, iki senedir yoğun bir çabayla oraya gidiyor geliyor,
kendine ticari amacı olmayan bir çiftlik kuruyor. Geçtiğimiz hafta
sonu bu çiftliğe davetliydik. Ana bina mimarisinden çiftlik arazisine
yayılmış sanat eserlerine kadar son derece güzel, değişik, ve
etkileyici bir mekan yaratmış.
Çiftlikte beni en çok etkileyen şeyi; hem olanağı
sunan, hem de olanak sunulan insanların algılama şekilleri itibariyle
çok anlamlı bulduğum bir şeyi, sizlerle paylaşmak istiyorum:
Çiftlik, otuz-kırk haneli bir köye bitişik. Köyde
anladığım kadarıyla hiçbir ticari faaliyet yok. İnsanlar,
kendilerine yetecek kadar ekip biçiyorlar, kendilerine yetecek kadar
hayvancılık, o kadar. Ağaçların altında, nehir kıyısında güzelim
bir yer. Köylülerle biraz konuşunca insan, "İyi de biz neden çalışıyoruz??"
diye bir soruyu ister istemez kendi kendine soruyor.
Çiftliğin içinde sebze bahçesi, kümes vs. gibi
tesislerin yanında zengin spor olanakları var. Basketbol sahası,
tenis sahası, masa tenisi, boy boy bisikletler, uçurtmalar vesaire
kullanıma hazır vaziyette tutuluyor. Şimdi ise en ilginç bölüm: Çiftliğin
kapısı var, ama gündüzleri açık tutuluyor. Köydeki bütün çoluk
çocuk çiftliğin içine istedikleri gibi girip çıkıyorlar. Spor
malzemelerinin durduğu, düzgün şekilde sınıflandırılmış bir
oda var. Kapısı kilitli değil. Çocuklar odaya giriyorlar, gerekli
malzemeleri alıyorlar, gidiyorlar diyelim masa tenisi oynuyorlar, veya
basket oynuyorlar, bisiklete biniyorlar falan. Şimdi daha da ilginci: işleri
bittiği vakit malzemeyi getiriyorlar, aldıkları gibi düzgünce
yerine koyuyorlar. Kendilerine bahçede istedikleri gibi dolaşabilecekleri,
ancak çiftlik binasına izin almadan giremeyecekleri söylenmiş. Çocuklar
bırakın çiftlik binasına girmeye teşebbüs etmeyi, çiftlik binasına
doğru bakmıyorlar bile. Çocuklara hitab edince gözleri ışıldıyor,
hemen yaklaşıyorlar, bir sohbet, bir sohbet.
Türkiyenin elindeki tabii malzeme'nin
"neredeyse ham" halinin ne kadar "iyi" olduğunun
bir göstergesi olarak algıladığım bu durumu izlemeye ve yaşamaya
doyamadım.
Bu yazıyı havalı ve anlamlı bir sonuç, bir yorum
bölümüyle bitirmek istedim. Epey düşündüm, birkaç şey yazdım,
hiçbiri aklımdan geçenleri tam olarak yansıtmadı. Kafam karıştı.
Neden hüzünlendiğimi kendime bile net olarak anlatamadım. Demek ki
başkalarına anlatmayı hiç beceremiyeceğim.
...Ve sildim.
Bilmiyorum