
22
Ürkütmeyen İnsan Kaynakları
"Uzun vadede var olabilme"nin temel önşartının "diğerlerinden
farklılaşabilme" becerileri olduğunu anlayabilen şirketler
(kurumlar), değişimi "müşteri gözünde farklılaşma"ya
doğru yönlendirme arayışı içine girdiler. Bu arayışın önemli
bir bulgusu olarak, "kurumsal kültür" ön plana çıktı.
Kurumsal kültürün şekillendirilmesi ve yönlendirilmesi ile şirketler
(kurumlar), bir bütün olarak müşteri gereksinimlerine daha duyarlı
bir konuma getirilebiliyor olduğu görüldü.
Kurumsal kültürünü katılımcı, proaktif, olumlu
yaklaşımlı ve özellikle müşteri gereksinimlerine duyarlı konuma
getirme konusunda iyi yol alan şirketlerin (kurumların) çalışanları,
tüm değerleri hazmetmiş, kontrola gereksinimi yok denecek kadar az,
ayaklı birer "tam teşkilatlı şube" haline geldiler. Bu
"tam teşkilatlı ayaklı şube"ler, hem hızlı hareket
edebiliyor, hızlı karar verebiliyor, müşteriye en yakın yerlerde
konuşlanabiliyor hem de aynı zamanda kurumsal değerleri hazmetmiş
olduklarından verdikleri kararlar belli bir disiplinin içine düşebiliyor.
Günümüz ve yarınımız koşullarında müşteri gözünde iyi not
almanın ve farklılaşabilmenin önşartlarından biri, müşterinin
farkında olsun veya olmasın, bir gereksiniminde, o an yanında
bitebilmek ve hızlı ve doğru (müşteri gözünde doğru!!) bir şekilde
o gereksinimi karşılayabilecek çözüm önerebilmektir. "Tam teşkilatlı
ayaklı şube"ler bu işi görebilmektedirler.
Değerleri hazmetmiş, kontrola asgari gereksinim
duyan çalışanlar, şirketlerin (kurumların) iç dinamiklerinde de
son derece önemli farklılaştırma yapabilirler. Kontrol, uygulayıcı
tarafından bizzat yapıldığından kalite artar ve üzerine kontrol
(uygulayıcıyı kontrol) azaldığından iletişim hatları kısalır
ve daha etkin olur, bunlar neticesinde de maliyetlerde iyileşmeler sağlanır.
Peki şirketlerde (kurumlarda) İnsan Kaynakları rolü
alanların üzerine düşen nedir? Klasik "personel"ciler, çalışanlar
tarafından daha çok kuralları hatırlatan, sınırları koruyan,
sorulara "sen bunu neden öğrenmek istiyorsun?" gibi
sorularla karşılık veren, çalışanın hareket sahasını daraltan
kimseler olarak algılanırlar. Bence çalışanlar haklıdırlar da.
"Personel bölümü", yönetim tarafından geleneksel olarak
çalışanları ürkütmek için kullanılır. Yukarıda özetlemeye çalıştığım
değişimden geçmiş bir çalışanı gözünüzün önüne getirin. Böyle
bir insanın gelişim ve motivasyonel gereksinmelerini dar bakış açısı
ve klasik yöntemlerle karşılamanın çok zor olduğunu düşünüyorum.
Bugünün ve yarının yöneticisi, İnsan Kaynaklarının yeni rolünü
iyi algılamak durumundadır. İnsan Kaynakları artık sistemi
"koruyan" değil, "geliştiren" rolü almalıdır.
Aslında yazının bütününde vermeye çalıştığım mesaj, bu son cümlede
özetleniyor, onun için yeniden yazıyorum: İnsan Kaynakları artık
sistemi "koruyan" değil, "geliştiren" rolü almalıdır.
Çalışanların tüm değerleri hazmetmiş birer "tam teşkilatlı
ayaklı şube" olarak hareket edebilmesi için gereken teknik ve
moral donanımı sağlamak yönetimin işidir, İnsan kaynakları da bu
sürecin içinde aktif rol almalıdır.
Turgut Uzer
24/04/2000
(Executive Excellence dergisinde yayınlandı)