
20
Süreç Yönetimi ve Verimlilik
Verimli çalışma, işleri doğru yapmak demektir.
"İşleri doğru yapmak" konusunun ise önşartı "Doğru
işleri yapmak" tır. Doğru işleri yapmak, "Ne?"
sorusunun cevabıdır, işleri doğru yapmak ise "Nasıl?"
sorusunun cevabıdır. "Ne?" sorusunun cevabını vermeden
"Nasıl?" konusuna geçilmemesini öneriyorum. Eğer bu öncelikle
çalışılmazsa "Yanlış işleri doğru bir şekilde yapmak"
gibi bir risk vardır ki, kaynakların bir işe yaramadan kullanılması
anlamına gelir. Başka bir deyişle "etkinlik" adres
edilmeden "verimlilik"in adres edilmesinin yanlış olduğunu
düşünüyorum.
Diyelim ki doğru işleri yapıyoruz, o halde işleri
doğru yapmaya doğru adım atabiliriz:
Bir gözlemle başlamak istiyorum. Bu gözlemi sizler
de paylaşıyorsanız teşhis diyebiliriz. Gözlemim şu:
Bir şirkette yönetimin aldığı kararların net
bakiyesi, o şirkette yapılan işleri arttırıcı yöndedir.
Biz yöneticiler, yapılan işlere iş ekleme
konusunda çok becerikliyizdir. Düşünürüz, "Şu işi daha iyi
nasıl yapalım?" diye, neticesi genellikle o güne kadar yapılmayan
bir şeyi yapmaya veya yaptırmaya karar vermek olur. Bir problemle karşılaşırız,
bir toplantı yaparız, toplantıdan, "Bundan böyle şunu şunu
bilmem kim yapacaktır" gibi kararlar çıkar. Çalıştığınız
ortamdaki yapılan toplantıların notlarına bir göz atın, "bugüne
kadar yapılan bilmem ne işi bundan böyle yapılmayacaktır" gibi
bir karara ne sıklıkta rastlıyorsunuz. Benim gözlemim "çok sık
değil ".
Gözlemimi şöyle bir analoji ile desteklemek mümkündür:
Bir eve giren eşya, çıkan eşyadan her zaman fazladır. Dolayısıyla
evin içindeki eşya, zamanla artar ve fiziksel bir engele rast
gelinceye kadar bu böyle devam eder. Ancak evin içinde kullanılan eşyalar,
artan eşyalar oranında artmaz.
Neden biz daha çok iş yaratacak kararlar alırız??
Bence birkaç tane etken var: yapılageleni kaldırmak hem biraz cesaret
ister hem de fazla bir kredisi yoktur. Sizin amirinizin veya çalışma
arkadaşlarınızın, size: "Şu işi kaldımışsın, iyi etmişsin"
deme olasılığı, "şu işi kaldırmışsın ama şu şu
risklerini düşündün mü, bizim o işi yapmamızda bir neden vardı"
deme olasılığından düşüktür. Ayrıca, "Belki bir gün
gerekli olur, onun için kenarda dursun" zihniyeti çoğumuzun sıklıkla
kullandığı, "kimseye zararı olmayan (ancak faydası tartışılır)"
bir çözümdür.
Nedenini bir kenara bırakarak sonucunun üzerinde
durmak istiyorum: Zaman ilerledikçe yeni yapılacak işler, katmanlar
halinde şirketin üzerine serilmeye devam eder. Bu arada altta kalan
katmanlarda yapılan birçok iş, üstteki katmanların oluşturulmasıyla
güncelliğini ve gerekliliğini yitirmiş veya en azından katma değeri
sorgulanması gerekir hale gelmiştir, ancak yönetimin dikkati buraya yönelmez.
Yönelse bile başka bir engelle karşılaşır: "Bölümler"
veya "Departmanlar".
Günümüzde şirketlerin birçoğunluğu iş akışı,
ister istemez süreçler bazında bir iş akışına doğru kaymaktadır.
Kimi şirkette bu oluşum daha fazladır, kiminde daha azdır. Kiminde
bilinçlidir, kiminde (daha doğrusu çoğunda) bilinçsizdir. Ancak iş
akışı böyle bir dinamik içindeyken şirket organizasyonlarının
yapılandırılmasını günümüzün ve yarınımızın bu gerçeğine
adapte ediyor muyuz??. Benim gözlemim ne yazık ki olumsuz. Başka ne
şekilde yapılandırabileceğimizi bilemediğimizden, ve aslında
gerekliliğini de yeteri kadar takdir etmeden, "fonksiyonel-hiyerarşik",
yani bölümler (departmanlar) halinde organizasyonlarımızı korumaya
çalışırız. İş akışı ve organizasyonun şekli arasındaki bu çelişki,
katma değeri azalmış veya kalmamış işlerin ortaya çıkmaması, ve
saklanması için ne yazık ki ideal bir ortam oluşturur.
Peki ne yapmak gerekir?? Benim önerim şöyle:
Bir şirkette yapılması gereken işleri (çok önemli:
fiilen yapılanları değil !!), bir "zero-base" yaklaşımıyla
(yani kafaca düz ve boş bir arazi'den başlayarak) öncelik sırasına
göre ve süreç sınıflandırmasıyla tesbit edilmesi gerekir. Bu
tesbit yapılırken her iş, şirketin vizyonu, misyonu, stratejisi gibi
değerlerine katkısı anlamında ciddi şekilde sorgulanmalıdır. Sonuç
olarak ortaya bir takım süreçler, bunlara girdiler ve çıktılar oluşacaktır.
Bundan sonraki aşama bu girdiler ve çıktıları,
yine şirket değerlerine karşı sorgulayarak, birbirine bağlamaktır.
Yapacağınız bütün ön elemelere rağmen birçok girdinin ve çıktının
bağlanacak bir yeri bulunamaması olasılığı yüksektir. Hatta hiçbir
çıktısı kullanılmayacak süreçlere dahi rastlayabilme olasılığınız
yüksektir. Boşta kalanların şirket değerlerine katma değerleri
muhtemelen yoktur ve çöpe atılması gerekir. Bu aşamada aklınıza
gelecek "belki birgün lazım olur" düşüncesini kovmanızı
öneriyorum.
Ortaya çıkan tabloya biz "Süreç Haritası"
diyoruz. Süreç Haritası yapısı gereği dinamiktir ve güncel
tutulması gerekir. Süreç haritası kullanarak bir şirket hangi işleri
yapması gerektiğini değerlendirebileceği gibi, ve daha da önemlisi,
hangi işleri yapmasının gereksiz olduğunu değerlendirebilir ve
dolayısıyla kaynaklarını daha doğru kullanır ve dolayısıyla daha
verimli çalışır.
Turgut Uzer
10/2001
(Executive Excellence dergisinde yayınlandı)