|

|
|
18 |
|

|
|
İsim Annesi: Renan Uzer
|
|
Ön Kapak Foto: Turgut Uzer
|
|
Arka Kapak Foto: Zeki Berk
|
|
Asistan: Filiz Taşdemir
|
|
Kapak Tasarım: Osman Uraslı
|
|

|
| |
|

18
Yemek yapmak ve alev seyretmek, benim için geçici
zevklerden değil. Bunlar tutkunluk derecesinde bende yer etmiştir. Hiç
anlamadığım bir dilde dahi olsa, bir yemek tarifi TV programını, ne
yapıldığını ve nasıl yapıldığını anlamak üzere hiç sıkılmadan
seyrederim. Alev'i gördüğümde ise gözümü alamam. Bu iki merakımın
kesiştiği konu ise mangal.
Mangal yakmak ve mangalda yemek hazırlamak benim için
adeta bir ayin. Motivasyonun ekonomi olmadığı her halinden belli olan
bir prosedürle yakarım mangalı.
İşte mangal ile ilgili birkaç öneri.
 |
Mangalda et yapacaksanız:
 |
Önce ikiye ayrılmış domatesleri ve bir miktar
sivri biberi közleyin. Domateslerin önce kesilmiş yüzeyini közleyin,
sonra çevirin ve tuz serpin, sivri biberleri sıkça çevirmek gerekir.
Közlenmiş malzemeyi kapaklı bir tencerenin dibine dizin, etleri hazır
oldukça üstüne koyun, kapağı kapatın ve servis yapın. Servisten dönen
tencerenin içine et koymaya, domatesler ve biberler azaldıkça
beslemeye devam edin. Közlenmiş sivri biber ve domateslere"budala
kebabı" denir ve izah ettiğim yöntemle de çok güzel olur. |
 |
Sıcak servis yapın, yenilecek kadar malzeme pişirin. |
 |
Kuzu pirzola iyi pişmelidir. Acıkanların
acelesine gelmeyin |
 |
Köfte, özellikle inegöl köfte, mangalda güzel
olur. Sık çevrilmesi gerekir. Köfteyi kurutmamak gerekir. |
 |
Şiş yapılacaksa ızgaraya deymemelidir, sık çevirmek
gerekir. |
 |
Sulandırılmış ve az yağ katılmış salça sürülerek
(batırılarak) hazırlanan ve mangalda çok dikkatli pişirilen (yanığı
hiçbirşeye benzemez) salçalı ekmek her et mangalda iyi gider. |
|
 |
Mangalda balık yapacaksanız;
 |
Çift taraflı, kıstırmalı ızgara kullanın. İyi
pişmemiş tarafı ızgaradan ayırmaya çalışmayın, parçalanır |
 |
Lüfer ve Kofanayı mutlaka dinmiş ateşte yavaş
pişirin. |
 |
Tekir, istavriti sadece yağlı zamanlarında
(Nisan-Mayıs) ve nisbeten yüksek ateşte çabucak pişirin. |
 |
Trança, Kılıç, Mersin gibi balıkların şiş'i
iyi olur, mutlaka soslayın. |
|
 |
Mangal'da tavuk yapacaksanız
 |
Zeytinyağı, limon, kırmızıbiber, çok az şekerde
yatmış kanat güzel olur. |
|
(Mangal için genel kural: elinize bulaşanları özenle
blue-jeaniniz veya şortunuzun arka cebine silin. Bu hareketin üzerinizi
başınızı kirlettiğini ve bunun yapılmaması gerektiğini söyleyecek
olanlar olursa, onlara, mangal'ın ancak bu şekilde iyi olacağını söyleyin.
İnandırıcı olma ihtimalini görüyorsanız beni referans gösterebilirsiniz.)
TU 07/97
Şimdi ise yine yıllar önce Belçika'da ikamet
ederkene hiç üşenmeyerekten Brüksel'e kadar gidip Shaarbeek'teki Türk
dükkanlarından özene bezene alınan malzeme ile yapılan Bulgur Pilavı
tarifinin "Beksa Haber" dergisine yollamış olduğum hali:
(Brüksel'de Shaarbeek deyince bir ara nağme: Brüksel'de
yerleşmiş bulunan Türklerin çok büyük bir bölümü Afyon/Emirdağ'lıdır.
Brüksel'deki "Türk Mahallesi", şehrin merkezindeki
Shaarbeek bölgesindedir. Buradan her hafta Afyon/Emirdağ'a otobüs
kalkar. "Türkiye'deki şehirler" konulu listeleri genellikle
tek satırlı olan, ki o da İstanbul'dur, Brükselliler Afyon/Emirdağ'a
her hafta kalkan otobüsleri gördüklerinden Afyon/Emirdağ'ı Türkiye'nin
ikinci büyük şehri bellemişlerdir. Bir gün Shaarbeek'teki bir Türk
manavına, "Yahu siz niye topunuz birden bıraktınız Emirdağ'ı
da buralara geldiniz??" dedim, adam "Abi sen hiç Emirdağ'ı
gördün mü??" dedi.)
Döndük "Beksa Haber" dergisinde yayınlanan
Bulgur pilavı tarifine:
Bulgur Pilavı
İki adet iri soğan soyulur. Keskin bıçakla doğranır.
Eğer rende kullanmak istiyorsanız rendenizin soğanın suyunu çıkartacak
kadar kör olmaması gerekir, ben keskin bıçak tercih ediyorum.
Derince, kapaklı bir tencereye üç veya dört çorba kaşığı
margarin (not: artık sıvı yağ kullanıyoruz) ve doğranmış soğan
konur ve "öldürülür" (orta ateşte soğanların rengi
hafif değişinceye kadar pişirilir). Az tuz eklenir, acı isteniyorsa
kırmızı biber bu aşamada konmalıdır. İki su bardağı dolusu
bulgur ilave edilip yine orta ateşte tahta kaşık ile sürekli karıştırılarak
kavulur. Yemeğin malzemesinin tadının birbirine geçebilmesi açısından
bu aşama çok önemlidir. Sürekli karıştırmazsanız, yemeğin altı
tutar ve bulaşığı kim yıkayacaksa ondan fırça yersiniz. Beş
dakika kadar kavurduktan sonra bulguru göremeyinceye kadar üzerine su
ilave edilir (suyun sıcak olması tavsiye edilir.) Yemeğin altı iyice
kısılır ve kapağı kapatılır. Arada sırada karıştırılarak
suyu çekinceye kadar pişirilir. Pişmeye yakın ince doğranmış taze
soğan ilave edilebilir. Suyu çektiğinde (yaklaşık 20 dakika) altı
kapatılır. Yine en az on dakika kapağı kapalı olarak
"dinlendirilir". Dinlendirme sırasında üzerine birkaç
yaprak maydanoz koymak pilava hoş bir koku verir.
Verdiğim miktarlar 3-4 kişiliktir. Peki yanlız
bulgur pilavı mı yiyeceğiz? Hayır efendim şart değil, bulgur pilavını
garnitür olarak da kullanabilirsiniz, mesela güzel bir türlünün yanına.
Türlü ile bulgur pilavının yanında çoban salatası veya cacık yakışır.
Afiyet olsun
Şimdi de bir taş fırın tarifi. Ben taş fırında
yapıyorum, normal fırında da olur, ancak taş fırında bir başka
olur:
Yıkanmış, soyulmuş taze patatesler ve havuçlar büyükçene
küpler şeklinde kesilir (Patates eğer çok taze ise fırça ile çok
iyi yıkarsanız soymaya gerek olmayabilir) güvece dizilir, üstü kuzu
kaburga parçaları ile kapatılır, biraz su, biraz tuz, biraz
karabiber, biraz da soya sosu (isteğe bağlı) konur, güvecin ağzı
bir veya birkaç kat aluminyum folyo ile sıkı sıkı kapatılır (folyo
yemeğe değmesin), taş fırına verilir. Fırın sıcaklığına göre
"pişene kadar pişer".
Şimdi de yine "Beksa Haber" de yayınlanmış
olan bir kahvaltı tarifim:
Tatil Sabahı Kahvaltısı
 |
Güzel bir "tavşankanı" çay hazırlanır,
birkaç çeşit meyva suyu ile desteklenir. |
 |
Birkaç çeşit reçel küçük ve uyumlu kaselere
konulur. |
 |
Beyaz peynir, kaşar, zeytin hazırlanır. |
 |
Rafadan yumurtaların üzerine keçeli kalem ile
komik yüzler çizilir. |
 |
Domatesler kesilir, üzerine kekik serpilir. Biraz
daha ileri gitmek istiyorsanız küçük küçük kesilmiş domates,
beyaz peynir, siyah zeytin (dişçinizin tavsiyesi: çekirdekleri çıkartılmış!!!),
ve reyhan otu karışımının üzerine sızma zeytinyağı gezdirin,
biraz tuz serpin. Bu karışımda kritik malzeme reyhan otu'dur, tazesi
tercih, bulamazsanız kurusu idare eder. |
 |
Sucuk dilimlenir, mikro dalga fırında "Rüknettin"
usülü, 50 saniyede pişirilir. |
 |
Taze beyaz ekmek kesilir, ekmek sepetine yığılır. |
 |
Sofraya tabak, bıçak, çatal, küçük kaşık,
şeker, tuz, karabiber, kekik, peçete götürülür. Estetik bir biçimde
sofra hazırlanır, bir adet çiçek ile tamamlanır. |
Yukarıdaki hazırlığı yaptıktan sonra aile efradı
kahvaltıya çağırılır, herkes keyifle kahvaltı yaparken SİZ:
Jilet benzeri kalınlıkta kesilmiş, koyu, kuru ve
size özel ekmekten iki dilim alırsınız, bunları domates ve az
(hatta çok az) beyaz peynirle uzun uzun çiğnersiniz. Yuttuğunuzu
bile zor farkedeceğiniz kadar küçük lokmalar halinde yutarsınız.
"Rüzgar gibi geçen" kahvaltınızdan sonra önünüzdeki boş
tabağa inanmaz gözlerle bakar, işaret parmağınızın ucu
marifetiyle son ekmek kırıntılarını toplar, düşürmeden dilinizin
ucuna yapıştırmak suretiyle keyfini çıkarırsınız.
Afiyet Olsun
Rejim Mağduru
Turgut Uzer
Yukarıdakilerden anlaşılacağı üzere ben mutfağa
girmeyi severim. Senelerle de, yani eşim Renan'dan fırça yiye yiye,
mutfakta temiz çalışmayı öğrendim. Artık yıllardır ben yemek
yaptıktan sonra ortalığın toplanması gerekmiyor. Mutfakta gönüllü
ve keyifli olarak yapmayacağım (ancak gerektiğinde de geri durmadığım)
tek iş bulaşık'tır.
Erkeğin mutfağa yaklaşmasında hep aynı safhaları
gözlüyorum:
 |
"Ben Maestro'yum" safhası. Kırk yılın
başında mutfağa giren erkek kendisine her şeyin hazırlanmasını
ister. Birisi malzemeleri "maestro"ya hazırlayacak, önüne
koyacak, "maestro" ise "magic touch" ile yemeğe
"değecek". Yemek pişerken her taraf dağıtılacak, hiçbir
şey toplanmayacak, birileri arkadan toplayacak. "Ben Maestro'yum"
safhasında umumiyetle aşırı miktarda baharat ve sos kullanılır.
Dolayısıyla yemeğin tadı(daha doğrusu tatsızlığı), bastırılır.
Mutfağın esas sorumlusu yönünden çok özveri gerektiren bir safha'dır. |
 |
Malzemeleri öğrenme ve yemekleri çeşitlendirme
safhası: Ne ne ile olur, ne ile olmaz. Malzemelerin tatlarının idrak
edilmeye başlanıldığı dönem. Mutfak daha toplu, baharat ve sos
daha az. |
 |
Rafinasyon (kelimeyi hiç sevmedim ama şu anda
daha iyisi gelmedi aklıma): İyi malzemeyle yapılan yemeğin zenginliğinin
sadeliğinde olduğunun anlaşıldığı dönem. Abartmama, tatları öldürmeme.
Bununla birlikte gelen sürekli öğrenme. Standart tarifleri takdir
etme, ve gerektiğinde standart tariflerden çıkıp eldeki malzemeye göre
bir "yorum" katabilmek. Ancak böyle bir safhada mutfağın
esas sorumlusunun boyuna yaklaşmaya başlıyorsunuz. Ve ancak böyle
bir safhada mutfağın esas sorumlusunun bir işine yaramaya başlıyorsunuz. |
Herhalde benim mutfak yakınlığımın bir etkisi
olsa gerek, büyük oğlumuz Kerem (13), tarifi her gün eldeki
malzemeye ve kendisinin keyfine göre değişen ve esasen yağda yumurta
çeşitlemeleri olan "Tındık yumurta" yapmayı seviyor, küçük
oğlumuz Murat (8) ise hafif ebeveyn destekli "Zozik" (haşlama
veya salçalı sosis) yapıp bizlere ikram ediyor. "Serbest"
takılıyorlar, bizim de hoşumuza gidiyor, en azından bu yaştan mutfağa
uzak değiller, daha ne olsun??
|

|