
16
Geçtiğimiz pazar sabahı tembel insanların tipik
bahçe "çalışmasını" yapıyorum: bahçe suluyorum. Bir
ilave "çalışmayı" da eşzamanlı olarak yapmaktayım:
Radyo dinliyorum.
Radyo'da bir reklam: "..........en güvenilir
dergisi ............... (dergi ismini tam olarak duyamadım) mülakat
sorularını ve ideal cevaplarını veriyor." Bütün tüylerim
diken diken oldu. Bu insanlar konuyu bilmedikleri için böyle yazıyorlarsa
hiç olmazsa bilebilecek birilerine sormaları gerekir, yok eğer
bilerek yazıyorlarsa iş arayan insanları ve işgücü arayışındaki
insanları bu kadar insafsızcana yanıltmaya çalışmanın hiçbir
affedilecek yanı yok nezdimde. Derginin yaptığı ile ilgili hissettiğimi
biraz daha açık olarak yazacak olsam Erol bana direkt kırmızı kart
gösterecek (Futbol Dünya Kupasını seyrediyoruz ya, belli oluyor değil
mi??), siz de bir süre rahat edeceksiniz. İyisi mi ben hissiyatımla
ilgili burada durayım ve önleyici anlamda birşeyleri paylaşayım da
içim rahat etsin:
Mülakat'ta iki taraf birbirini tanımak için çaba
harcar. Elde ettiği bilgiyle de iki taraf da aradığının gördüğü,
duyduğu ve hissettikleriyle uyuşup uyuşmadığına bakar. Mülakatta
bundan daha azı veya daha fazlası beklenmemelidir. Sonuçta bu değerlendirmeler
başka kaynaklar ve araçlardan oluşan bilgiler, algılamalar vs ile
birleşir ve iki taraf da bir sonuç değerlendirmesi yapar. Eğer iki
tarafın da değerlendirmesi olumlu ise "izdivaç" gerçekleştirilme
yoluna gidilir.
Burası çok önemli: bir süre sonra iki taraf için
de başta yaptığı değerlendirmenin isabeti konusunda bir değerlendirme
yapma şansı doğar. İki taraftan herhangi birinin veya her ikisinin
de başta yapmış değerlendirmenin yanlış olduğu sonucuna varması
her iki tarafın da zararına olur, ve muhtemelen işe alınan insanın
daha fazla zararına olur.
Buradan şu sonuç çıkar: mülakat sırasında
"pretend" etmek her iki taraf için de zararlıdır ve
muhtemelen işe müracaat için daha fazla zararlıdır.
Mülakat konusunda her iki koltukta da tecrübe
kazanmış insanların kesinlikle olumlu karar vermeyecekleri durum,
galiba tektir: duydukları, gördükleri, hissettikleri bir bütün teşkil
etmiyorsa kesinlikle karar olumsuz olmalıdır. Çünkü bir bütünlük
yoksa, bunun anlamı "there is something wrong"dur, neyin
"wrong" olduğunu anlayabilemeyebilirsiniz, önemli değil,
"there is something wrong"dur ve bu durum, kesin olumsuz karar
gerektirir. Neyin "wrong" olduğunu öğrenmek için de süreç'e
devam edip bir süre sonra neyin pretend edildiğini anlamaya çalışmanın
bir anlamı yoktur.
Şimdi ise bir başka çok önemli nokta: "İdeal"
cevapları verecekseniz en azından bir kısım cevabı pretend
edeceksiniz demektir. Pretend edildiği vakit bütünlüğü birarada
tutmak mümkün değildir. Yani pretend ederseniz bütünlük bozulur, bütünlük
bozulduğunda bu karşı taraf tarafından algılanır ve karşı taraf
siz ağzınızla kuş tutsanız da olumsuz karar vermek mecburiyetinde
kalır.
Mülakatta açık olmak her iki tarafın da
menfaatinedir.
Bir "Patron Şirketi"nde eleman arayan
tarafın, "Bizim şirketimiz kurumsallığın en üst noktalarındadır"
demesi ne kadar yanlışsa; insanlarla birarada olmaya tahammülü az
olup iş arayan bir insanın, "Ben ekip çalışmasına bayılırım"
demesi de o kadar yanlıştır, "ideal" cevap ekip çalışmasını
sevdiğinizi söylemenizi işaret ediyor olsa bile. İki durumda da
taraflar birlikte bindikleri dalı kesmektedirler.
Eleman arayan, işyerinin ve aranan elemanın
profilini mümkün olduğunca net bir şekilde açıklamalıdır. İşe
müracaat eden ise repertuarını açıkça ortaya koymalıdır. Burada
kaçınılması gereken davranış, repertuarın uç noktalarından örnekler
vermektir (uç noktaların temsili düşük olduğundan yanlış
yorumlanabilir). Örneğin neşeli bir insansanız gülümsemekten kaçınmamak
gerekir, ancak içinizden gelse bile yerlere yatıp dövünerekten
kahkaha atmak doğru olmayacaktır.
Belki çok "obvious" noktalardan bahsettim,
ancak işyerini olduğu gibi göstermeyerek şirketine ve işe giren
insana zarar veren insanlara pek sempati duymuyorum, ayrıca sağda
solda geri zekalıca yazılan "mülakatta ideal cevaplar" başlığı
altındaki safsataya iyi niyetle yaklaşıp, uygulamaya çalışıp
alabileceği işi kaçıran gençler için de üzülüyorum. Maalesef bu
iki davranışa da sıkça rastlıyorum.
"Benim şu kadar senelik iş hayatı tecrübem
var, onun için de bu işleri bilirim" tarzı söylemleri
sevmiyorum, kendime de pek yakıştıramıyorum. Öğrenmenin çok şey
bildiğine inanma durumunda kısıtlandığına inanıyorum. Ancak şunu
söyleme gereksinimini duyuyorum: Benden daha genç profesyoneller,
yukarıda yazdıklarımı dikkate almanız, hak ettiğiniz ve size yakışacak
bir işi yarın birgün kaçırmanıza engel olabilir. Yok eğer yazdıklarım
hepimizin sular seller gibi bildiği şeyler idiyse de abesti iştigal
ettiğimin kusuruna bakmayın.