
14
Birçok yiyeceğin ve yemeğin tarifi, malzemesi, hazırlanışı
fonksiyonel, çoğunlukla da ekonomik gerekçelere dayanır. Birkaç örnek:
Papara ve Kaygana'nın kökeni, esasen bayatlamış ekmeklerin değerlendirilmesini
hedefleyen yemeklerdir. Salam ve Sosis'in temeli, hayvan'ın "artık"
malzemelerinin küçük parçalar halinde ayrılıp ince barsak (zar)'ın
içine doldurulmasıdır. Karışım kabaysa salam, inceyse sosis'tir.
Sucuk, baharatı bol bir salam çeşididir (ana tanım itibariyle).
Doldurulan malzemelerin tadının yeknesak olmasını sağlamak için
ise karışımın içine baskın bir tat ve koku koymak gerekir, bu
sebeple de sucuk karışımının içine baharat konur. Fransız mutfağında
önemli bir yeri olan "Pate"nin temeli, artık malzemelerin
bir "bağlayıcı" ile karıştırılıp, şekil verilip soğutulması'na
dayanır. İsviçre mutfağının meşhur "Fondue"sü'nün
temeli, artmış ve kurumuş peynir ve ekmek parçalarının değerlendirilmesine
dayanır. Kurumuş peynir parçaları bir miktar yağ ve şarap ile
birlikte bol sarımsakla ovalanmış kazanın içine konur, kazan ısıtılmak
suretiyle peynir eritilir, eriyen peynirin donmasını önlemek için ısıtılmaya
devam edilirken bayat ekmekler erimiş peynire bandırılarak yenir. Bu
yemekteki sarımsak'ın rolü, sucuk'taki baharatın rolü ile aynıdır,
yani baskın bir tat ve koku ile yeknesaklığı sağlamak. Bazı
malzemelerin kurutulması, tuzlanması, dumanlanması, mumlanması' nın
temel nedeni malzemenin tadını güzelleştirmek değil, doğal şartlarda
dayanıklılığını arttırmaktır. Füme et, Lakerda, Çiroz, Pastırma,
Ham gibi yiyecekler, eğer buzdolabı diyelim tekerlekten önce icat
edilmiş olsaydı bugün ortalıkta olmayacaklardı. Ben insanoğlu'nun
et'i ilk pişirişinin de "hazmı kolay olsun" diye olmadığına
inanıyorum. Olsa olsa pişirilmiş et'in daha fazla dayanacağını düşünmüş
olduğundan pişirmeye teşebbür etmiştir, ve muvaffak olmuştur. Şimdi
ise döndük diyoruz ki:"Çiğ et'in hazmı zordur". Çiğ
etin hazmının zor olmasının nedeni bizim eti pişirerek yemeye alışmış
olmamızdandır, sindirim sistemimiz de bu "tembelliğe"
zamanla uyum göstermiştir. Doğa'da yemeğini çiğ yedi diye hazımsızlık
çeken hayvan yoktur.
Yukarıda bahsettiğim malzemeler ve yemeklerin bir bölümü
zamanla oluşmalarının kaynağı olan "ekonomi"den uzaklaşıp,
özel olarak hazırlanan yemekler haline gelmişlerdir. Pate, bugün özel
malzeme ile hazırlanan en lüks yemeklerden biridir. "Kaz ciğeri
krem patesi" hazırlamak için özel olarak yetiştirilen kazların
geçtiği muameleden burada hiç bahsetmeyeyim, sadece çok "özel"
olduğunu söylemiş olayım. (Ara nağme: insanoğlu, ağız tadı için
yapacağı şeylerde pek sınır tanımıyor: Avrupa'da bazı kesimlik
hayvan cinsleri, bütün yaşamlarını bir adım atamadan geçiriyorlar,
doğdukları yerde kıpırdamadan ölüyorlar, böylece "kas
formasyonu" önlenmiş oluyor. Japonya'da Kobe inekleri, her gün
özel masaj'a tabi tutuluyorlar ve sonunda etlerinin en makbul bölümleri
kilosu 400 $'a (yazı ile dörtyüz dolar) satılıyor. Fondue de, günümüzde
lüks bir yemek, hangi peynirden ne kadar katılması gerektiğinin reçetesi
bile var, halbuki temelindeki reçete "evde artmış peynir çeşitleri"
diye ifade edilebilen basit bir reçetesi varmış. Fondue'nün bir
"türev (spin off)" ürünü ise kazan'ın içinde peynir
yerine sıvı kızartma yağı koyduğunuz, ve içine ekmek yerine parça
et bandırdığınız( ki bu durumda "pişirdiğiniz" demek
daha doğru sanıyorum) "Et Fondue". Avrupa mutfaklarında Et
Fondue o kadar popüler oldu ki esas reçete olan peynir-ekmek gölgede
kaldı. Şimdi "Fondue" deyince insanların aklına Et Fondue
geliyor, esas Fondue'ye ulaşmak için ise "Peynir Fondue"
demek gerekiyor.
Yemek yaparken alternatif malzeme kullanımı, küçük
ve uygun sapmaları içermesi halinde, olumlu neticeler doğurabilir.
Bir yemek yapmaya niyetlenirsiniz, "A" malzemesini bulamazsınız,
uygun "B" malzemesini kullanırsınız, bazan o kadar iyi bir
netice alırsınız ki repertuarınızda "B" malzemesi o yemeğin
standart malzemesi haline gelebilir.
Yemek yapmak, zevkli "compromise"lar içerebilir,
ancaaak, bunu abartmamak gerekir. Abartmaya örnek: iki arkadaşım etli
fasulye malzemesi almak üzere ayrı ayrı çarşıya çıkmışlar. İsmi
bende mahfuz olan arkadaşım et bulamamış, "tavuk da olur"
deyip tavuk almış, arkadaşı Ömer ise fasulye bulamayıp,
"bakla da olur" deyip bakla almış. Sonuçta ortaya çıkan
"etli fasulye tarifiyle yapılmış tavuklu bakla" ise pek bir
şeye benzememiş. Bu hikayeyi bana o ismi bende mahfuz olan herif
anlatmıştı, belki kendisi bile hatırlamıyordur.
1900'lü yılların ilk yarısında, Fransa'da, yanılmıyorsam
Paris'te, ismini hatırlayamadığım bir bayan'ın ufak bir lokantası
varmış. Menü'sü son derece kısıtlı lokanta'nın en meşhur yemeği
o bayan'ın hazırladığı omlet imiş. Bayan'ın omlet'inin ünü kısa
sürede bütün Fransa'ya yayılmakla kalmamış, Fransa dışına bile
taşmış. Bayan'ın hazırladığı omlet'in tadına varmak için uzun
yolculukları göze alanlar olurmuş. Bu harika omlet'in ne şekilde hazırlandığı
büyük merak konusuymuş. Bir süre sonra bayan emekliye ayrılmaya
karar vermiş, lokantayı kapatmış. Ancak bayan'ın omlet'inin ünü sürmüş.
Bir gazeteci, bayan'ın emekliliğinden yıllar sonra, artık hiç
kimsenin denemediği bir şey yapmış, bayan'a bir mektup yazıp
kendisinin de hayran olmuş olduğu o harika omlet'i nasıl yaptığını
sormuş, ve aldığı şaşırtıcı cevabı da gazetede yayınlamış.
Cevap aşağı yukarı şöyle imiş: "İki adet güzel ve taze
yumurta bir kaba kırılır, biraz tuz konup bir güzel çırpılır, içine
az yağ konulmuş tava kızdırılır, çırpılmış yumurta içine dökülür.
Altı tutmaması için tava arasıra sallanır, pişmeye yakın omlet'in
bir yarısı, diğer yarısı üzerine katlanır." Tarif bu kadar.
Yemek yapma konusunda yukarıdaki hikayeyi çok
anlamlı buluyorum. İngilizlerin meşhur "Fish&Chips"
inin de komik derecede basit bir ana ekseni vardır: "Taze
patatesler elma dilimi gibi kesilip tava yapılır, yanına yine tava
yapılmış taze bir balıkla servis edilir". Bu tarifte balığın
cinsi bile yoktur. Bir yemeğin lezzetli olması için karmaşık olması
gerekmiyebiliyor. Özellikle yemeğin ana ekseni çok basit olabilir,
hatta kullanılan malzeme lezzetli ise, "olmalıdır" bile.
Karaköy vapur iskelesi yanında eskiden idrak edilen
"balık-ekmek", yukarıda saydıklarıma benzer bir yemekti.
Boğaz'dan son birkaç saat içinde tutulmuş herhangi bir balık, ki
makbul balık olmaması tercih nedenidir, Karaköy limanına yanaşmış
kocaman ve yayvan kayığa aktarılır. Bu kayıkta, fırın tepsisi
cesametinde bir tavanın içindeki, içinde yüzlerce balık pişmiş
olduğundan rengi dönmüş yağın içinde tava yapılır, sıcacık çeyrek
ekmek içine alınır, tuzun ancak bir kısmının "isabet kaydettiği"
cömert bir "tuz sallama" yapılırken aynı anda saman kağıdına
sarılıyormuş gibi yapılıp müşterinin eline tutuşturulur. Bu şahane
yemeği artık ne Karaköy'de, ne de boğazın başka yerinde bulamıyorum.
Sadece ismi kaldı bu ziyafetin. Boğaz kıyısında ithal uskumrunun,
yarı buzlu vaziyette, filetosunun, hatta eğer balık büyük ise
filetosundan kesilen şeritlerin mangalda ızgara yapılıp ekmek içine
kondu diye "balık-ekmek" diye satılmasını izlerken
kelimenin tam anlamı ile acı çekiyorum. Hele ki adamlar müşteri
kendilerini temiz zannetsin diye kafalarına bir de beyaz kukuleta geçirmiyorlar
mı, güleyim mi ağlayayım mı bilemiyorum.
Yemek ile ilgili dertlerim üst paragrafta paylaştığımla
kısıtlı değil. "Patates tava" unutuluyor, "Patates kızartma"nın
ise fast food'cular canına okuyor. Fast Food'culardan zaten toptan
olarak nefret ediyorum (bu kişisel bir durum değildir, bir ilke
meselesidir, bence fast food, bölgesel yemek kültürü'nü öldürüyor.
"Küreselleşmedir, çekeceksin" diyebilirsiniz, olsun, ben
sonuna kadar bölgesel yemek kültürlerini savunmaya çalışacağım,
isterseniz bana eski kafalı deyin, zaten öyleyim.). Fast Food'culardan
nefret etmeme rağmen çocukların tercihi bu yönde olduğundan arada
onlarla birlikte gitmek mecburiyetindeyim. Fast Food'cunun orta yerinde
oturup önündeki patateslere sürekli söylenip ortalığa kötü kötü
bakan birini görecek olursanız, o gördüğünüz ben olabilirim. Bir
patates kızartmasını bütün fast food'cular birden nasıl bu kadar
tatsız, lezzetsiz şekilde yapmayı becerebiliyorlar hayret ediyorum.
Bazı süngerlerin, insanın önüne gelen güya patates kızartmasından
daha lezzetli olduğunu iddia ediyorum.
Patates kızartması, tercihan eski patates ile yapılır.
Kıtır kıtır olması amaçlanır, onun için de yüzeyinin çok olacağı
şekilde kesilmelidir, yani küçük parçalar halinde, çoğunlukla
"parmak" halinde kesilir. kesilmiş patatesler tuzlu suda
biraz bekletilmelidir, daha sonra kurutulması, hem de iyi kurutulması
şarttır. Kurutmanın en pratik yöntemi bir şekilde merkezkaç
kuvvetinden faydalanmaktır. Temiz ve kızgın yağda kızartılır, iki
seferde kızartmak patates kızartmasını daha da fazla kıtır kıtır
yapar, ancak iki seferde kızartmak şart değildir. Kızartırken
patatesleri dairesel bir şekilde sürekli hareket ettirmek kızgın tağ
ile patatesin yüzeyinin temasını arttırdığından yüzeyin daha kıtır
olmasına yardımcı olur. Eğer bu dairesel hareketi patateslere yaptırmaya
karar verirseniz kızgın yağı tencere dışına taşırmamaya dikkat
edin, kızgın yağ çok tehlikelidir. Yüzeyin tamamen kızardığı
patateslerin yüzeyinde oluşan köpüğün azalmasından anlaşılır,
iyice kızarmadan alınmaması gereklidir. Yağını iyice akıtın, ve
tuz serpin.
Patates tava, tercihan taze patates ile yapılır.
Patates tavasının dışının hafif kıtırdak, içinin ise yumuşak
olması amaçlanır. Taze patatesin içi nemli olduğundan patates tavanın
içinin yumuşak olmasına eski patatese göre daha uygundur. Patatesler
büyükcene kesilmelidir, elma dilimi gibi. Tuzlu suda az bekletilip
kesinlikle iyi kurutulmalıdır. Temiz ve kızgın yağda tava yapılır,
ancak patates kızartma kadar fazla pişirilmez, hafif yumuşak kalması
amaçlanır.
Gerek patates kızartması, gerekse patates tava yeni
icat fritöz denen alette de maalesef iyi oluyor. Ne diyeyim, tüfek
icad oldu, mertlik bozuldu. Ama bana sorarsanız.....neyse, vazgeçtim.
Biraz da omlet ukalalığı yapayım: Öncelikle
Fransız madam usta'ın omlet tarifini hayran olunacak derecede güzel
bulduğumu söyleyeyim. Ancaaak, sadelikten biraz uzaklaşmak istediğiniz
zaman omlet'in içine birçok malzeme koyabilirsiniz. Aklıma ilk
gelenler mantar, yeşil veya kırmızı biber, domates, salam, peynir,
sosis vs. Hepsi olur. Ancak bir malzeme var ki sadelikten bir adım dahi
uzaklaşmak istediğinizde ilk konulması gereken bir malzeme var ki bu
malzemenin omlet ile birlikte yakışıklılığı çok yaygın olarak
bilinmiyor: kuru soğan.
Otellerdeki açık büfe kahvaltı salonlarında bir
de omlet tezgahı koymak artık adet haline geldi. Bu omlet tezgahına
envai çeşit malzeme koyuyorlar, başına da mutfaktaki en işe yaramaz
aşçı yamağını dikiyorlar, siz malzemeyi seçiyorsunuz, adam da
sizin seçtiğiniz malzeme ile omletinizi yapıyor. İşte o tezgahlarda
dikkat ediyorum, malzeme seçeneği olarak zeytin, mısır gibi uçtaki
seçenekler bile bulunuyor ama soğan umumiyetle bulunmuyor. Ben buna
her rasgeldiğimde işe yaramaz ahçı yamağına başlıyorum bir omlet
vaaz'ına, taa ki yamak mutfağa kaçıncaya kadar.
Eğer şimdiye kadar denemediyseniz, siz siz olun, şu
gariban arkadaşınızın önerisini çöpe atmayın, bir daha omlet
yaparken baştan kızdırdığınız yağın içinde az da olsa biraz
kuru soğan öldürün, omletinizi öyle yapın. Sonucu çok beğenebilirsiniz.
Eğer beğenirseniz ikinci aşama olarak bir sonraki seferki omletinizi
belki de benim aşağıda yazacağım soğanlı omlet tarifine göre
denemek istersiniz:
Soğanlı Omlet (İcadımdır, tescilsiz marka'dır):
Orta büyüklükte veya iri bir bütün soğan keskin bıçakla piyaz
edilir, tavada az miktar kızgın yağ (ben soya yağı kullanıyorum,
çok hafif ve güzel oluyor, başka kızartma yağı da olur) ile öldürülür,
halka halka kesilmiş çarliston biberler eklenir, arzu edilirse bir
miktar da salam ve / veya mantar ilave edilir, birlikte birkaç defa çevrilir.
İki, üç, veya dört yumurta, birkaç damla soya sosu (isteğe bağlı)
ve tuz ile birlikte çırpılır, tavadaki malzeme üzerine dökülür,
altı kısılır, kapağı kapanır. Tava arada iyice sallanır, böylece
dibi tutmaz. Bu omlet çevrilmez ve katlanmaz. Dibi soğan nedeniyle kıtır
olmalı, üzeri ise hafif sulu kalmalıdır. Pişmesine yakın üzerine
az karabiber yakışır. Servis için yuvarlak, büyük, yayvan bir
servis tabağına, şeklini bozmamaya çalışarak, kaydırın,
isterseniz estetik olarak birkaç maydanoz veya dereotu dalı ve
yuvarlak kesilmiş birkaç dilim kıpkırmızı domates dilimi ile süsleyin.