-
Değişim rahatsız edici ve keyif bozucu bir süreçtir.
En baştan bunun kabullenilmesi ve zihni hazırlığın buna göre yapılması
gerekir.
-
Değişim için bir neden gerekir. Eğer bir neden
yoksa değişime gerek yoktur. (aslında neden vardır ancak anlaşılmış
değildir)
-
Değişim ile nereye varılmak istendiği (vizyon
veya uzun vadeli hedef), nasıl oraya varılmasının planlandığı
(strateji), ve varılmak istenilen yere yaklaşma derecesinin ne ile ölçüleceği
(uzun vadeli performans parametreleri) belirlenmelidir.
-
Kısa vadeli hedeflerin, planların ve
aktivitelerin uzun vadelilerle uyum içinde olmasını sağlayan
sistemler kullanılmalıdır. Sürekli olarak günü "gelişine göre
karşılamak" suretiyle varılmak istenen yere varmaya çalışmak
çok etkin bir yöntem değildir.
-
Değişim en üstten başlar. Yoksa hiç başlayabilemez.
-
Çalışanların çalışma şekilleri, yönetimin
yönetme şeklinin aynasıdır. Dolayısıyla yönetim "Değişelim"
dediği vakit, bu değişimin kendisi haricinde oluşmasını
beklememelidir. Eğer bir değişim gerekliliği varsa, değişimin başlayacağı
yer yönetimin yönetim şeklidir.
-
Çalışanlar değişime talimatla ayak
uydurmazlar. Ancak ikna olmaları halinde değişime ayak uydururlar.
Her birey bu kararı kendi verir ve bunu yaparken yukarının ne söylediğine
değil, ne uyguladığına bakar. Dolayısıyla değişimin tüm
organizasyona yayılması zaman alır, sobanın odayı ısıtmasına
benzer. Aynı ısının (=enerjinin veya mesajın) sürekli olarak
verilmesi neticesi yayılır. Sobada yanıp sönen kıvılcımların,
patlayan çatlayan odunların görsel bir fiyakası vardır ancak ısıtmaya
katkısı azdır.
-
Üst yönetimin şeffaflaşması, yönetimin
mesajlarının etkisini arttırır. Şeffaf bir üst yönetim istikrarlı
ve tutarlı hareket ediyorsa sonuç çok etkili olur. Yok eğer şeffaf
üst yönetim istikrarlı ve tutarlı hareket etmiyorsa çalışanlar
bunu net bir şekilde görürler ve bu durumda yapılacak tek doğru şeyi
yaparlar: Hiçbir şey. Başka bir deyişle değişime ayak uydurmazlar.
-
Çalışanlar yönetimin düşündüğünden akıllıdırlar
ve sorumluluk taşırlar. İçtenlikle katkıları istendiği zaman yönetime
katılırlar ve değişimde aktif rol alırlar.
-
Birçok süreçte olduğu gibi, değişim sürecinde
de işler her zaman (daha doğrusu çoğu zaman) planlandığı veya
umulduğu gibi gitmez. Yönetici de çalışan da her şeyi bilmek
zorunda değildir (bilmez de) ve ikisi de hatasız olmak durumunda değildir
(hatasız değildir de). Yapılan yanlışları fırsatlara dönüştürerek
bir ileriki aşamada daha doğruyu bulmak için kullanmak gerekir. Sürekli
geliştirmek, sürekli daha iyiye doğru yönelmek gerekir.
-
Değişim "Dinamik Denge"leri bozar.
Daha önce birbirine deymeyen kuvvet sahaları (enerji alanları)
birbirinin içine girer, sürtünme ve potansiyel sürtüşme doğar. Açık
ve içten iletişimin desteklenmesi ve teşvik edilmesi yeni
"Dinamik Denge"lerin daha sağlıklı, esnek ve süratli oluşmasını
sağlar. Oluşan sürtüşmelerin oluştukları yerde çözülmesi teşvik
edilmeli ve desteklenmelidir.
-
Değişim "Kritik Kütle"ye ulaşıncaya
kadar yönetimin rolü kritiktir. Değişimi çalışanlara
"satmak" yönetimin en önemli işidir. Çalışanlar önce
"gözleme, dinleme, anlama" durumuna geçerler. Sonra zamanla
"değişime ayak uydurma" veya "değişime ayak
direme" (pasif direniş dahil) olarak tavırlarını belli ederler.
Yönetimin rolünü doğru oynaması halinde "değişime ayak
direme" grubunun çok küçük olması gerekir ve istisnai olarak
oluşur. Böyle durumlarda yapısal tedbirler alınması gerekebilir.
-
Değişim "Kritik Kütle"ye ulaşınca
hızlanır. Bu noktadan sonra yönetimin rolü "değişimi teşvik
etme"den "değişimi yönlendirme"ye dönüşür. Yapısal
tedbirlerin gerekliliği bu aşamadan sonra düşer. Değişim, artık
çalışma ortamının bir parçasıdır. Değişime uymayacaklar böyle
bir ortama girmezler, yanlışlıkla girmişlerse de kalmazlar.
(Executive Excellence dergisinde yayınlandı, ayrıca
prezentasyon olarak çeşitli üniversite, sanayi ve ticaret odalarında
ve kalite günlerinde kullanıldı)