
7
Belirsizlik, insanoğlu'nun taşıyamadığı
duygulardan biri. İnsanoğlu olayların "kontrol altında" (under
control) olduğunu düşündüğü durumlarda daha rahat ediyor.
Kontrolu elinde tutanı ve o tutanın niyetini tasvib etmeyebiliyor, ama
yine de "kontrol altında" olmasından rahatlık duyuyor. Onun
için de bütün olayların "kontrol altında" olduğuna
inanmaya çok meyilli oluyor.?
Yukarıda ifade etmeye çalıştığım çok basit görüşün
uzantılarını yaşamımızın her safhasında görmek mümkün diye düşünüyorum.
Bebekliğimizde ve çocukluğumuzun büyük bölümünde etrafımızda
olan ve olmayan her şeyin ebeveynlerimizin kontrolunda olduğuna inanırız
ve öyle olduğunu düşünerek rahat ederiz. Ebeveynlerimiz'in etrafımızda
olan ve olmayan her şeyi kontrol etmediklerini anladığımız andan
itibaren ise, "madem onlar kontrol etmiyorlar, kontrol eden başkaları
vardır" diye düşünüp her bir şey'in kontrol'unu birilerine
hayali olarak "ihale" ediveriyoruz oluyor bitiyor. Tahsilimiz
boyunca da "kontrol altında olmayan" bir durumu
kabullenemiyoruz. Ya durumu ebeveynimiz kontrol ediyordur ya öğretmenimiz
kontrol ediyordur ya mahalledeki abilerimiz, ablalarımız kontrol
ediyordur ya da devlet büyüklerimiz. Bir de her şeyi ve hepsini
birden hem yaratan hem de kontrol altında tutan "Tanrı"mız
var hepimizin kendimize göre.
Profesyonel hayatımızda da aynı konu'nun uzantılarını
görmek mümkün bence. Diyelim bir fabrikadaki üretim hattında çalışan
bir işçi, iş yerindeki olan ve olmayanların tamamının formen'inin
kontrolunda bilir. Bir mühendis olayların tamamının bölüm müdürü'nün
kontrol'unda olduğunu düşünür, müdürler de Genel Müdür'ün
kontrolu altında olduğunu düşünür. Burada çok önemli olduğunu düşündüğüm
bir ayrıntı var: aslında organizasyonel yapı'nın içindeki herkes,
her şey'in kontrol altında olmadığını, olamayacağını bilir, en
azından hisseder, ancak bu belirsizlikle yüzleşmek istemez,
"benim kontrolumda değilse, amirimin kontrolundadır" diye
bir düşünceye kendini inandırır ve rahat eder.
Küreselleşme hız kazanmadan önce birey'in
devlet'e bakış açısı da farklı değildi. Olayların tamamının
kendi kontrolunda olmadığını algılayan birey, "O halde devlet
olayların tamamının kontrolunu elinde tutuyordur" deyip içini
rahat ettiriyordu. Küreselleşmenin hızlanması, Sovyet bloğunun çökmesi
neticesinde birey, daha önce devlete biçtiği, "her şeyi kontrol
eden" rolünü, artık "Amerikalılar"a vermeye başladı.
Burada "çok şey" ile "her şey" arasındaki farka
dikkat çekmek istiyorum.
Görüşüm şöyle: insanların işin içinde olduğu
küçük olsun büyük olsun hiçbir toplumsal olayda / oluşumda / süreçte,
"her şeyi kontrolunu elinde tutan(tutabilen) kimse veya grup"
yoktur. İlerlenen yön ve hız (rota)'ı belirleyen, işin içindeki
aktörlerin tamamının bireysel olarak çekiştirdikleri yön ve
kuvvetlerin dinamik bileşkesidir. Dolayısıyla insanların bulaştığı
hiç bir şey aslında "tamamen kontrol altında" değildir.
Yukarıda özetlediğim görüş, bir aile için de
geçerlidir, küçük bir işyeri için de geçerlidir, büyük bir şirketin
bölümleri için de, şirket'in kendisi için de geçerlidir. Şirketin
faaliyet gösterdiği sektör için de geçerlidir, sektörlereden oluşan
ana sanayi dalı için de geçerlidir vs. Bahsettiğimiz yapı büyüdükçe
"kontrol altında olan bölge" küçülür.
Dünya ölçeklerine göre küçük olan bir şirket'i
ele alalım. Diyelim ki bu şirket "elinizde". Şirket'in
vizyonunu, misyonunu, paydaşlarının beklentilerini vs değerlendiriyorsunuz
ve bir adım atıyorsunuz. Diyelim fiyatlandırma politikanızda bir değişiklik
yapıyorsunuz, veya ürün yelpazenizde bir değişiklik yapıyorsunuz,
veya endüstriyel ilişkilerde yeni bir uygulamaya geçiyorsunuz veya üretim
sürecinizde bir değişiklik yapıyorsunuz veya tedarikçileriniz ile
ilgili bir adım atıyorsunuz, herneyse. Sizin bu hamleyi yaptığınız
sıralar rakipleriniz, sizden haberli veya habersiz olarak başka
hamleler yapmakla meşguller. Ayrıca yaptığınız hamle, şirket
dinamikleri içinde, tasarlanması ile uygulamaya geçmesi arasında
kontrollu veya kontrolsuz olarak değişikliklere tabi oluyor ve
"sahaya çıktığı hali", "ilk tasarımdaki hali"nden
pekala da farklı olabiliyor. Daha da ayrıca sizin bu hamle ile
hedeflediğiniz kitle (müşteri diyelim) üzerindeki etki veya algılama,
sizin baştan tasarladığınız/düşündüğünüz etkiden çok farklı
olabiliyor. Siz "Hanya" diyorsunuz, anlaşılan
"Konya" olabiliyor. Şimdi siz bu duruma "tamamen kontrol
altında " diyebilir misiniz?? "Yönetimde böyle şeyler
olmaz" diye düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Yönetimde böyle
şeyler işin "rutin"idir. İyi (etkili) yönetimde
"kontrol altında olan saha" daha büyüktür, kötü
(etkisiz) yönetimde daha küçüktür, ancak hiçbir durumda "her
şey kontrol altında" değildir.
Bir şirket ile örneklemeye çalıştığım durum
daha büyük, daha karmaşık yapılarda daha da kontrol dışıdır.
Gelmek istediğim nokta şu: "Devlet" diye
tanımladığımız karmaşık yapıda olaylar aslında hiç kimsenin,
hiçbir grubun tamamen kontrolunda değildir. Kimisi kendi kontrol
ediyor zanneder, kimisi de "birileri" kontrol ediyor zanneder.
Devlet, Isaac Asimov'un hikayelerindeki robotlar gibi, insan tarafından
yaratılmış, ancak karmaşıklığı nedeniyle kontrolunun tamamı artık
mümkün olamayan bir yapıdır.
Şimdi, konuyu bir üst düzeye daha taşır da
"Devletlerarası ilişkiler" dediniz mi kendi içinde
kontrollarının tamamının mümkün olmayan yapıların birbiri ile
ilişkilerindeki kontrol'dan bahsediyoruz. İşin içindeki aktörlerin
devletlerarası ilişkilere etki yapması, ve kimi aktörün etkisinin
başka aktörlerin etkilerinden çok veya az olması olağandır, ancak
birilerinin bir odada oturup "Atılgan"ı yönetiyormuş gibi
"Scotty, ışınla", "Bay Spock, yörüngeye
girelim", "Uhura, görüntüyü ekrana ver" şeklinde dünya
olaylarını yönetiyor olduklarını düşünmeyi, ancak olsa olsa
insanoğlu'nun belirsizliği taşıyamamasının neticesi olarak görüyorum.