
4
Ertesi gün öğle üzeri saatleri. Söke ovasını
boydan boya geçen 22 kilometrelik dümdüz yol. Sıcak, ovaya
oturmuş, neredeyse sıcağın sesini duyuyorsunuz.
Metalik duman mavisi renkli BMW sıcağı
yararak ilerliyor. Mahmut direksiyonda, Can yanında oturuyor, Rafet
arka koltuğun ortasına yayılmış vaziyette.
Üçü de sigara içiyorlar, üçünün de gözleri kanlanmış,
gece hiç uyumamışlar. Achille Lauro vakasının hemen
ardından, İstanbul'da hiç oyalanmadan yola çıkmışlar,
öğleden sonra içkisini Bodrum'da idrak etmek niyetindeler. Mahmut
aşırı hız yapmıyor, ancak kararlı bir
şekilde saatlerden beri ilerliyorlar. Arabanın yarı açık
camlarından dışarıya kesif bir sigara dumanı akıyor.
Bağıra çağıra şarkı söylüyorlar:
"Baltalar elimizde, uzun ip belimizde, biz
ormana gideriz de ormana"
Neresi komik olduğu belli olmayan bu nakaratı o gün belki
bininci kez gırtlaklarını yırtarcasına bağırarak
söylüyorlar ve atlaya zıplaya gülüyorlar. Sonra bir tanesi :
"Yahu Achille Lauro neydi yahu??" diyor, diğerleri hemen
atılıyor:
"Sus ulan, hadi şarkı söyleyelim."
"Baltalar elimizde, uzun ip belimizde, biz ormana gideriz de ormana"
Araba, dümdüz yolda ilerliyor ve yavaş yavaş gözden
kayboluyor.