Amatör şöförlerin araçlarındaki lastik eskidiğinde,
lastiklerini değiştireceklerinde marka ve tip seçimi için çooook büyük
farkla kullandıkları birinci kriter "aracın üzerindeki lastikler neyse
aynısına devam etmek" tir. Bu söylediğim ulusal bir durum değildir,
gayette global olarak amatör şöför, aracını alırken üzerine takılı gelen
lastikler eskidiğinde aynı lastik tipi ile değiştirerek devam eder. Tabii
ki bunun istisnaları vardır, takılı lastik ile kötü bir tecrübe yaşamış
bulunan amatör şöför, veya reklamların( neydi, hah tamam "reklam
ilahları"nın) çok fazla tesiri altında kalan amatör şöför, bu genel
kaidenin dışına çıkabilir, ancak bunlar "mainstream" değildir.
Lastik üreticileri, yenileme pazarında(Replacement
Market) iyi bir marj ile pazar payı kazanabilmek(veya korumak) için OE
pazarında(Original Equipment Market, yani araç üreticilerine satılan
lastik pazarı) ciddi özverilerde bulunurlar. Amatör şöförlerin en yoğun
olduğu araç tipi "binek oto" ları olduğundan lastik üreticileri,
fabrikadan çıkan binek otosunun üzerinde kendi lastikleri olmasını
sağlamak için, dar kapsamla bakıldığında, justification'u son derece güç
marj kayıplarını göze alırlar.
Amatör şöför böyle basit bir kriteri kullanmakta
aslında haksız sayılmaz. "İyi" lastik diye tanımlayabileceğiniz lastik
grubu çok büyüktür ve bu grubun içindeki lastik tiplerinin "fail" etme
olasılıkları son derece düşüktür. Ayrıca bu grubun içindeki değişik marka
ve tipteki lastiklerin "ride&handling", "grip" vs gibi performans
farklarını amatör bir şöförün belirgin şekilde hissetmesi beklenmez. Böyle
farkları amatör şöför hissedeceği varsa bile "reklam ilahları" tarafından
da yok "yumuşak lastik"miş, yok "akıllı lastik"miş falan diye kafası
yeteri kadar karıştırılmış olduğundan pek elle tutulacak bir seçim kriteri
bulamaz. Eeeeee, ne yapılacak, sonunda lastikler değiştirilecek, hangi
kritere göre değiştirilecek?? Başka bir şey bulamayan amatör şöför,
sonunda "aracımın üzerindeki lastiklerden bir şikayetim var mı??" diye
sorar kendi kendine. Bu sorunun cevabı umumiyetle "hayır"dır, o halde aynı
lastiklerden almaya karar verir. Kararının doğruluğu konusunda kendisini
ikna etmeye çalışma, dolayısıyla içini rahatlatma çabası içinde ise
"kullandığı lastikleri beğenme" konusunda bilinç altı ve/veya üstünde bir
gayrete girer. Bir süre sonra bu gayretin sonucu olarak kendi kullandığı
lastikleri o kadar çok beğenir, üstünlüğüne o kadar çok inanır ki
topluluklarda konu ne zaman açılsa kendi kullandığı lastiklerin
diğerlerine göre üstünlüğünü topluluğa anlatmak ve ikna etmek için boyun
damarları şişe şişe binbir türlü argüman kurar. (Bu paragrafta
söylediklerim sadece "lastik" için geçerli değildir. "Amatör Tüketici" son
derece tuhaf bir şey'dir, hele ki "erkek versiyonu"nun tüketim ve kullanım
tercihlerinin öncesinde ve sonrasında kurduğu argümanları anlayabilmek ve
etkileyebilmek için öncelikle "rasyonalite" denen şeyden uzaklaşmak için
büyüüüük bir adım atmak gerekir. "Amatör Tüketici"nin "kadın versiyonu"nun
bu konuda daha beter olduğu konusunda piyasadaki yaygın kanı, bence esasen
bir nevi "kendi durumundaki vehameti gizleme" içgüdüsü ile erkekler
tarafından ortaya atılan ve körüklenen bir tevatürdür ve külliyen
yanlıştır.)
Profesyonel şöför, ki her "profesyonel şöför ehliyeti
olan bıyıklı adam" benim kastettiğim anlamda "profesyonel şöför" değildir,
aracındaki takılı lastiklerin değişik hava ve yol koşullarında nasıl
davrandığını hisseder, anlar, ve yorumlar. Profesyonel şöförler lastik
tasarımcılarının vazgeçilmez geri besleme kaynaklarıdır.
Dünya'da yılda 50 milyon binek otomobili, 20 milyon
otobüs/kamyon üretiliyor.
Bunların ayaklarına ise, yine yılda 750 milyon binek
otomobil lastiği, 300 milyon otobüs/kamyon lastiği üretiliyor.
Dünya lastik pazarı yılda 100 milyar dolar
civarındadır.
Üretici Pazarı:
-
grup: Pazarın %60'ı, "üç büyükler" tarafından eşit
olarak paylaşılmaktadır: Good Year (ABD), Michelin (Fransa), Bridgestone
(Japonya). "Üç büyükler"i diğerlerinden ayıran özellik: Bu şirketler her
tip lastiği dünyanın her bölgesinde satarlar (Bu kapsam çok önemlidir).
Yani her biri bütün dünyayı hem ürün yelpazesi hem de coğrafik olarak
kaplarlar. Bu grup son yirmi yıl içinde sürekli olarak büyümüştür.
Bridgestone, 20 yıl önce Firestone(ABD)'u yutmuştur(ama bunu birçok
ABD'li halen bilmez). Michelin, aralarında Kleber, BFGoodrich gibi büyük
firmaları yutmuştur. Good Year, Fulda ve Sumitomo gibi büyük firmaları
yutmuştur. Bu grubun, önümüzdeki en fazla 10 yıl içinde %75 gibi bir
büyüklüğe çıkması ve bu gerçekleştiğinde bu grubun ya iki firma, ya üç
firma ya da dört firma halinde olması lastik sektöründeki kimseyi
şaşırtmayacaktır. Lastik sektöründeki "harp", bu grup %75'e çıktığında
bir miktar durulabilecektir.
-
grup: Bölgesel üreticiler: Toplam %25 gibi bir
payları vardır. Bu grubun görünür gelecekte küçülüp büyümesi
beklenmemektedir. Küçük balıklardır, büyükler tarafından sıkça yenirler
ama aynı hızla yeniden ürerler. bölgesel oyuncuların hep kalması ve
yaklaşık bu büyüklükte kalması beklenmektedir.
-
grup: Aradakiler. Ne birinci, ne ikinci grupta
olmayanlardır. Toplam %15 gibi bir paya sahiptirler. Bu grup küçülen bir
gruptur. Önümüzdeki 10 yıl içinde bu grup ortadan kalkması büyük
olasılıktır. Bu grup içinde Continental (Alman) gibi daha çok Avrupa'ya
odaklanmış, veya Pirelli (İtalyan) gibi daha çok binek lastiklerine
odaklanmış "segmental big players" vardır.
Lastik üretici Pazarı son yirmi yıldır son derece
hareketlidir, yukarıda belirttiğim gibi daha on yıl gibi bir süre harb'in
devam etmesi beklenmektedir. Kimin kimi yiyip yuttuğu, veya evlendiği,
veya boşandığı, veya kimin battığı'nı takib etmek başlı başına bir
"iş"tir. Ben yukarıda sadece ana hatlarını verdim, detayı herhalde
ilginizi çekmeyecek kadar kalabalıktır, ancak inanın bana, tam bir cenk
meydanıdır. Ben ise bir yandan bu cenk'in türevi olan ve aynı zamanda
başka dinamikleri olan başka bir cenk meydanındayım, bir gözüm bizim
meydanda, bir gözüm lastikçilerde.
"Marka", lastik işinde (de) son derece önemlidir.
"Marka" başlı başına bir "business"tir. Bugün piyasada gördüğünüz yüzlerce
(yanlış yazmadım:yüzlerce) markayı takib ederseniz (dibine inerseniz) üç
beş tane firmaya varırsınız. Birçok "marka", üretim tesisi olarak da,
teknoloji olarak da, tamamen "dibi boş"tur. Daha doğrusu sizin
zannettiğiniz değil, başka bir üreticiye ve teknolojiye dayanmaktadır.
Şimdi sıkı durun, bazı değişik markalı lastiklerin
birbirinden "literally" tek farkı üzerinde yazan markadır. Ve tabii o
marka'ya uygun yüksek veya düşük fiyat. Mekanizma şööle çalışıyor: "A"
firması hem yüksek fiyat segmentine, hem orta fiyat segmentine, hem de
düşük fiyat segmentine gözünü dikiyor. Her bir segment için değişik marka
kullanarak yüksek taraftaki markaların fiyat erozyonuna uğramasını
önlüyor, aynı zamanda alt segmenti de elinden kaçırmıyor. Bu tip
durumlarda fiilen değişik lastik üretmeye değip değmeyeceği ise bir "scale
of economy" konusu. Bilmiyorum anlatabildim mi...
Geldim “kaç set lastik ?” sorusuna: Önce ideal case:
Türkiyenin Kuzey batısı genel iklim şartlarına göre söylüyorum: En iyisi
iki set lastik: bir set yaz lastiği, bir set kış lastiği. Hatta bunlar iki
ayrı jant setinde. Böylelikle mevsim geçişlerinde lastikleri janta
sokarken çıkartırken üzmüyorsunuz, lastikleri jantları ile birlikte
değiştiriyorsunuz. Ben böyle yapıyorum. eğer çok yol yapıyorsanız, ki ben
yapıyorum, önerdiğim sistem bu. "All season" lastikleri tabii ki bir
"compromise"dir. ama eğer tek set lastik kullanacaksanız özellikle "yağmur
kanallı"(bunun ille de "yağmur lastiği" olması şart değil, yaz
lastiklerinden çok güzeel su tasviyesi kanalları olanlar var. Bakacağınız
aslında çok karmaşık değil. Lastik dönünce tabandan aldığı suyu dışarı
atabilmesi için tabandan yanlara doğru tahliye kanalları olması
gerekir)lastik tavsiye ederim. Biraz ses yapar ama emniyet yönünden "su
tasviyesi" son derece önemlidir. Sürekli kar lastiği önermem, hem çok
fazla ses yapar, hem sıcak havada çabuk aşınır (çünkü "ısı atması"
düşüktür, ve lastik aşınması sonuçta ısı ile hızlanan bir süreçtir), hem
de kullanım gerekliliği kısadır. Formula 1'de kuru zemin lastiklerinin
"slick", yani desensiz olmalarına (ki son birkaç yıldır kurallar değişti,
kuru zemin lastiklerinin de birkaç tane "groove"u var) bakarak "kabak"
lastik kuru zeminde iyidir demek son derece yanlış ve tehlikeli bir
sonuçtur. Bunun sebebine girip sizleri detaya boğmayayım, ama bana
güvenin, yarış lastiği bambaşka birşeyi bambaşka şartlarda bambaşka bir
süre için yerine getirmek üzere tasarlanmış bambaşka bir şey'dir, bu tip
sonuç çıkarımlar her şeyden önce çok TEHLİKELİ'dir.
Lastik dişlerinin hangi derinliğe kadar aşındığında
lastiklerin değiştirilmesi gerektiğini her teknik servisten
öğrenebilirsiniz. Eğer daha pratik bir şey istiyorsanız, makul bir hızla
giderken makul bir su birikintisine girdiğinizde araba elinizden kaçıyorsa
hemen gidin yeni lastik alın. Bu iş pabucunuzu değiştirmekten çoooook daha
fazla kritik'tir. Aracın tek yere basan yeri lastikleridir.
Eğer tek bir set kullanıyorsanız ben sizin yerinizde
olsam kış girişinde lastiklerimi değiştiririm. Lastiğin tipi ne olursa
olsun dişeri tazeyken (yeniyken) ıslak ve karlı/buzlu zeminlerde
kavraması(grip'i) daha iyidir.
Zincir kullanacaksanız, zemin normale döner dönmez
zincirleri çıkartın. Ayrıca şehir içinde kış şartlarıyla karşılaşma
olasılığınız yüksekse yokuşun başında takılıp sonunda çıkartılabilecek
pratiklikte aparatlar var. Ben üç kıştır kullanıyorum, son derece
memnunum. Nasıl bir aletten bahsettiğimi piyasaya çıktığınızda görürsünüz.
Bu yazı çok uzadı, lastik konusu bitmez
Meraklısına bir kademe daha "Lastik":
Lastik tasarımında önemli hedeflerden biri aracın
enerji tüketimin azalmasına yardımcı olmaktır. Aracın enerji tüketiminin
azalmasında "lastik ağırlığı" mı daha büyük rol oynar yoksa "rolling
resistance" mı daha büyük rol oynar sorusunun cevabı lastik tasarımcıları
arasında halen bir tartışma konusudur. Bu sorunun cevabına göre şekillenen
tasarımlar, tasarımın ana faktörlerinde dahi farklılıklar gösterirler.
"Lastik ağırlığı" ile "rolling resistance" tabii ki birbirinden bağımsız
parametreler değildir, dolayısıyla tasarımın daha ilk safhasında bile bir
"compromise" söz konusudur. Bu "compromise"lar, tasarımın her safhasında
derinleşerek devam eder.
Kış lastikleri tasarımında "daha ağır bir sırt" ve bunu
taşıyabilecek "daha stiff bir gövde" genel kabul görmüş prensiplerdir.
Sırt'ın daha ağır olması, daha derin "block design" taban desenleri
yapabilmek içindir, bu daha derin "block design"lar kara daha iyi tutunur,
dolayısıyla ana gaye hasıl olmuş olur. Ancak, bu daha derin "block design"
taban desenini mümkün kılacak sırt daha ağır olduğundan "heat build up"
daha fazla olur, bu da aşınma'yı("wear"ı) arttırır. Kışın soğuk hava
şartlarında, özellikle lastik soğuk zemine basarken bu dezavantaj
çekilebilir düzeydedir, ancak kış lastiği kış şartları dışında
kullanılırsa aşınması çok hızlı olur.
Derin "block design" desenli sırt, ağır olduğundan
birlikte "stiff"liği de getirir. Sırt'ın "stiff"liği ile gövde'nin
"stiff"liği arasında belli bir uyum olması gereklidir. İki ana parçanın
"stiff"likleri arasında çok büyük fark olursa radyal lastiklerin "en
yüksek ölüm nedeni" olan "belt edge seperation", yani sırt'ın sırt
kenarından gövde'den ayrılması, daha hızlı oluşur. Bunu önlemek için
"stiff" sırta "stiff" gövde gerekir. "Stiff" gövde ise tasarım itibarıyla
"ağırlık" faktörünü veya birlikte taşıyabilir.
Çok detaylı bir konuyu sadece ana hatları itibariyle
özetlemeye çalıştım.
Esas olarak söylemim şudur: Siz siz olun, kış lastiği
ile yaz lastiği'nin farkı'nın sadece taban deseni olduğunu zannetmeyin. Bu
iki lastik de umumiyetle siyahtır, yuvarlak olmaları gerekir, ve
ortalarında kocaman bir delik vardır, o noktadan itibaren de farklılışmaya
başlarlar.