İstEMbul toplantısına katılmak üzere Sinan ile yola
çıkarken ben gideceğimiz yerin Beylerbeyi'nde olduğunu ve isminin
"Bosphorus"lu birşey olduğunu hatırlıyor gibiydim. Sinan'ın "ben seni
götürürüm" demesinden Sinan'ın gideceğimiz yeri biliyor olduğu gibi yersiz
bir varsayımla rahat bir şekilde yola çıktık.
Çengelköy'e kadar geldik, "haaaaarş" diye koca kamyon
park cebine girdi, Sinan kontağı kapattı, "geldik" dedi. İstanbul'u(ve
başka yerleri) bilmediğini açıkça beyan eden aramızda bir tek ben
olduğumdan alttan aldım: "Sinan'cım burası Çengelköy değil mi?", "Evet",
"Gideceğimiz yer burada mı?", "Tabii, hemen bu meydanda, hani geçen sefer
de bu meydanda toplantı yapmıştık ya, bu sefer de aynı meydandayız, ama
farklı lokantada.". "Emin misin?", "He he, tabiii ki eminim."
İyi, bu kadar eminliğe diyecek bir şey yok. İndik
kamyondan. Sinan gideceğimiz yeri biliyor ya, o gidecek ben takib
edeceğim. ....Zannettim. Katiyyen öyle olmadı. Sinan kamyondan indi ve
durdu, bana gözünde soru işaretleri ile bakıyor. "Nereye gidiyoruz?"
dedim, "Bilmem, yerin ismini sen bilmiyor musun?" dedi.(Aktardığım
diyalogların "sürreal" olduğunu düşünenler Sinan'dan teyid alabilirler.)
"Gideceğimiz yerin isminde Bosphorus lafı olduğunu ve
Beylerbeyi'nde olduğunu hatırlıyor gibiyim, ama emin değilim" dedim.
"Tamam o zaman, buralarda bir yerlerdedir" dedi, park görevlisine sordu,
"abi Beylerbeyi epey ilerde" coğrafi bilgisini adamdan alınca "Hadi bin
lan, biraz ilerideymiş" dedi bana.
Bindik kamyona, boğaz yolundan Beylerbeyi'ne doğru
ilerliyoruz, bir kaç yüz metro gitmiş idik ki Sinan "Aha işte geldik"
deyip aynı anda direksiyonu sağa kırdı, biz doksan derecelik bir savrulma
ile dar bir kapıdan bir bahçeye girdik. Yeri biliyorum, "Bosphorus Pasha"
otel, eski bir köşk'ten devşirme bir "butik otel", kayıkhanesinde bir
aralar "Cecconi" Italyan lokantası vardı, sonradan el değiştirdi. Gayet
iyi bildiğim bir yer, defalarca gelip gitmişliğim var. "Sinan yanlış yere
girdin, burası değil" dedim, "Nedenmiş, görmedin mi, dışardaki duvarda
Bosphorus'lu birşeyler yazıyor." dedi. "Sinan'cım burası boğaz,
işyerlerinin yarısının isminde boğaz var, diğer yarısının isminde ise
Bosphorus var." dedim. Sinan demek istediğimi ya anlamadı, ya da anlamak
işine gelmedi, "Adama soralım" dedi. "Eğer adam kamyonun altında
kalmadıysa sorarız" dedim ve karanlıkta park görevlisini aramaya başladım.
Neyse ki park görevlisi çevik bir insanmış, son anda kenara atlayarak
canının kurtarmış, ancak tabii ki adam haklı olarak bir ağacın arkasına
doğru saklanmış, ürkek bakışlarla bizi süzüyor. "Buralarda isminde
Bosphorus olan bir lokanta arıyoruz" dedim, ", "Biraz ileride birkaç tane
var" dedi.
Girdiğimiz giriş kapısından geri geri son sürat boğaz
yoluna çıktık, tesadüf eseri kimseye çarpmadan bir kaç manevra ile yola
koyulduk. Yüz metre kadar ileride tekrar sağa doğru savrulduk, "hah işte
burası" dedi Sinan efendi. Ve bu sefer haklı çıktı, hayret ettim, o da
hayret etti ama belli etmemeye çalıştı.