...daha
TURGUTLAMA

 
 

              

Önceki Geri Sonraki

-18-

Bosphorus

İstEMbul toplantısına katılmak üzere Sinan ile yola çıkarken ben gideceğimiz yerin Beylerbeyi'nde olduğunu ve isminin "Bosphorus"lu birşey olduğunu hatırlıyor gibiydim. Sinan'ın "ben seni götürürüm" demesinden Sinan'ın gideceğimiz yeri biliyor olduğu gibi yersiz bir varsayımla rahat bir şekilde yola çıktık.

Çengelköy'e kadar geldik, "haaaaarş" diye koca kamyon park cebine girdi, Sinan kontağı kapattı, "geldik" dedi. İstanbul'u(ve başka yerleri) bilmediğini açıkça beyan eden aramızda bir tek ben olduğumdan alttan aldım: "Sinan'cım burası Çengelköy değil mi?", "Evet", "Gideceğimiz yer burada mı?", "Tabii, hemen bu meydanda, hani geçen sefer de bu meydanda toplantı yapmıştık ya, bu sefer de aynı meydandayız, ama farklı lokantada.". "Emin misin?", "He he, tabiii ki eminim."

İyi, bu kadar eminliğe diyecek bir şey yok. İndik kamyondan. Sinan gideceğimiz yeri biliyor ya, o gidecek ben takib edeceğim. ....Zannettim. Katiyyen öyle olmadı. Sinan kamyondan indi ve durdu, bana gözünde soru işaretleri ile bakıyor. "Nereye gidiyoruz?" dedim, "Bilmem, yerin ismini sen bilmiyor musun?" dedi.(Aktardığım diyalogların "sürreal" olduğunu düşünenler Sinan'dan teyid alabilirler.)

"Gideceğimiz yerin isminde Bosphorus lafı olduğunu ve Beylerbeyi'nde olduğunu hatırlıyor gibiyim, ama emin değilim" dedim. "Tamam o zaman, buralarda bir yerlerdedir" dedi, park görevlisine sordu, "abi Beylerbeyi epey ilerde" coğrafi bilgisini adamdan alınca "Hadi bin lan, biraz ilerideymiş" dedi bana.

Bindik kamyona, boğaz yolundan Beylerbeyi'ne doğru ilerliyoruz, bir kaç yüz metro gitmiş idik ki Sinan "Aha işte geldik" deyip aynı anda direksiyonu sağa kırdı, biz doksan derecelik bir savrulma ile dar bir kapıdan bir bahçeye girdik. Yeri biliyorum, "Bosphorus Pasha" otel, eski bir köşk'ten devşirme bir "butik otel", kayıkhanesinde bir aralar "Cecconi" Italyan lokantası vardı, sonradan el değiştirdi. Gayet iyi bildiğim bir yer, defalarca gelip gitmişliğim var. "Sinan yanlış yere girdin, burası değil" dedim, "Nedenmiş, görmedin mi, dışardaki duvarda Bosphorus'lu birşeyler yazıyor." dedi. "Sinan'cım burası boğaz, işyerlerinin yarısının isminde boğaz var, diğer yarısının isminde ise Bosphorus var." dedim. Sinan demek istediğimi ya anlamadı, ya da anlamak işine gelmedi, "Adama soralım" dedi. "Eğer adam kamyonun altında kalmadıysa sorarız" dedim ve karanlıkta park görevlisini aramaya başladım. Neyse ki park görevlisi çevik bir insanmış, son anda kenara atlayarak canının kurtarmış, ancak tabii ki adam haklı olarak bir ağacın arkasına doğru saklanmış, ürkek bakışlarla bizi süzüyor. "Buralarda isminde Bosphorus olan bir lokanta arıyoruz" dedim, ", "Biraz ileride birkaç tane var" dedi.

Girdiğimiz giriş kapısından geri geri son sürat boğaz yoluna çıktık, tesadüf eseri kimseye çarpmadan bir kaç manevra ile yola koyulduk. Yüz metre kadar ileride tekrar sağa doğru savrulduk, "hah işte burası" dedi Sinan efendi. Ve bu sefer haklı çıktı, hayret ettim, o da hayret etti ama belli etmemeye çalıştı.

 

Önceki Geri Sonraki