Okumayı denediğim kitapların bir bölümü zaaarif eşim ve
anası(yani sevgili kayınvalideciğim) çiftli eleme sisteminden gelir.
Sevgili kayınvalideciğim çok kitap okur, her okuduğunu da sonuna kadar
okur, ve ayrıca okumuş olduğu kitap hakkında zengin bir görüş de
oluşturur. "Şu yönden beğendim çünkü şöyle şöyle, şurasını beğenmedim
çünkü böyle böyle" dediği için insan kendisine göre bir çıkarımda
bulunabiliyor. Zaaarif eşim de epey kitap okur, ve o da gerekçeli ve
detaylı bir görüş oluşturur.
Deniz Kavukçuoğlu'nun yazmış olduğu "Alageyik Sokağı
Bir Liman Mıydı ?" kitabı yukarıda bahsettiğim çiftli eleme sisteminden
başarıyla geçip hararetle bana önerildi.
Yazar 1943 Istanbul doğumlu, çeşitli dergi ve
gazetelerde yazıyormuş, çocukluk ve gençlik yılları Istanbul ve Almanya'da
geçmiş. 1993'de Istanbul'a dönmüş, 1996'dan beri Cumhuriyet gazetesinde
köşe yazarıymış, "Karl Marks'dan Günümüze Almanya'da Sosyal
Demokrasi/Sosyal Demokraside Temel Eğilimler" adlı bir kuramsal
araştırması ve "Deniz Bitti" adlı bir deneme kitabı varmış. "Alageyik
Sokağı Bir Liman Mıydı ?" yı okumadan önce yazarın hiç bir yazısını,
kitabını okumadım, kendisini de tanımıyorum.
"Alageyik Sokağı Bir Liman Mıydı ?" yazarın çocukluk ve
gençlik yıllarını konu alan bir anı kitabı. Istanbul'da ve Almanya'da
yaşamış olduğu yerlerin detaylı anlatımlarının yanısıra tanıştığı
insanlarla ilişkileri üzerinden kültürel farklılıklar, arkadaşlık, güven,
cinsellik konularında tecrübelerini, gözlemlerini, görüşlerini, "hayat
öğrenimini", bana son derece samimi gelen bir tarzda anlatmış Deniz
Kavukçuoğlu.
Zaaarif eşim "Mutlaka okumalısın, okuyunca neden böyle
dediğimi anlarsın" demesinin nedenini daha kitabın hemen başında anladım:
Yazarın anlattıkları ile benim çocukluk ve gençlik yılları hatıralarım
birbirine çok benziyor. Deniz bey, benim yaşadıklarımın benzerlerini,
benden beş-on sene önce yaşamış.
Aile çevresinden merakla "dışarı"ya uzanışı, Türkiye'de
çeşitli kültürlerle tanışması ve bocalamasından sonra Almanya'da birkaç
cephede birden yaşadığı "kültür şoku", Türkiye'ye dönüşündeki "kültür
şoku", hep yenilikler yaşamak istemesi, her ilişkiden birşeyler öğrenmeye
çalışması, cinselliğe hevesli ve kooperatif yaklaşımı, her bir yönüyle
büyük paralellikler buldum kendimle, olsa olsa Deniz bey (anlattıkları
kadarıyla) benden biraz daha efendiymiş, veya başka bir deyişle biraz daha
az serseriymiş..
Ben kitabı çok beğenerek okudum, erkeklerin ne kadar
büyük bir bölümünün tecrübe ve düşüncelerini yansıttığı konusunda
genelleme yapmak aslında bana düşmez ama bana kalırsa erkek çocuk
yetiştiren, veya "karşı cins" hakkında bilgi edinmek isteyen özellikle
bayanların okumasında fayda var.
Şimdi ise bana çok ilginç gelip mümkünse biraz daha
geniş bir ortamda sorgulamak/tartışmak istediğim bir bölüm:
Bildiğim bir"kitap okuma grubu" var. Tamamı bayan.
Okunacak kitaba karar veriyorlar, kitabın büyüklüğüne göre iki veya üç
haftada kitabı okuyorlar, sonra biraraya geliyorlar ve kitabı
tartışıyorlar.
"Alageyik Sokağı Bir Liman Mıydı ?" bu grup tarafından
okundu, yapılan yorumlara bence çok ilginç. Ezici bir çoğunluk yazarın
çizdiği portreyi "düşüncesiz, sorumsuz, aklı kafasında değil başka
yerinde, cinselliğe kafayı takmış, muhakemesiyle değil yoklaya yoklaya,
hata yapa yapa hayatı yaşayan, çekilmez biri" diye tanımlayınca bu konuyu
biraz daha büyük bir toplulukta tartışmayı denemeye karar verdim.
Deniz bey benim değerlendirmeme göre akıllı, iyi bir
aile terbiyesi görmüş, "hayatı okumak" için gayret sarfetmiş, içgüdülerini
takib etmiş ama belli bir sağduyuyu da gözardı etmemiş ve başarılı da
olmuş biri. Şu andaki toplumdaki yeri de sanki çocukluk ve gençlik
yıllarında doğru seçimleri yapmış olduğunu, an azından çok yanlış seçimler
yapmamış olduğunu gösteriyor gibi. Kitabını eşine adadığına göre "ailevi"
kavramlardan şu an itibariyle de uzak değil. Bahsettiğim okuma grubu
tarafından en fazla tenkid gören yanı, yani cinselliğe olan yaklaşımı ise
bence son derece "normal".
Okuma grubunun, benim kitaplarımı da okumuş bir üyesi
"adamın yazdıkları Turgut'un yazdıklarına çok benziyor" demiş. Doğru,
bence de benziyor, ancak benim anlattıklarımda da, Deniz beyin
anlattıklarında da bence hiç bir anormallik yok.
Okuma grubu acaba toplumun hangi kesiminin ne kadarını
temsil ediyor?
Eğer elle tutulur bir kesimi temsil ediyor ise (benim
erkekleri tanıdığım varsayımıyla) ciddi bir "yabancılık" söz konusu. Eğer
öyleyse son derece ilginç.
Deniz bey'in çizdiği portre eğer "çekilmez derecede
anormal" bulunabiliyorsa benim çoktan müşahede altına alınmam gerekirdi.
"Alageyik Sokağı Bir Liman Mıydı ?" kitabında anlatılan
tipteki konuları "ifade edenlerin" az olması neticesi midir acaba
anlatılanların "anormal" sınıfında değerlendirilmesi ?