Geçtiğimiz pazar günü (09/03) günübirliğine kara
yoluyla Ankara'ya gittim. Eskişehir yönünden Ankaraya doğru yaklaşırken
solda kocamaaan bir bina dikkatimi çekti, baktım "Türkiye Atom Enerjisi
Kurumu". "Yahu bu kadar büyük binanın içinde demek ki bu kadar çok kimse
istihdam ediliyor, bu kadar insan acaba ne yapar ki" diye düşünürken biraz
ileride, bu sefer sağda çoook daha ihtişamlı bir bina belirdi, baktım:
"Diyanet İşleri Başkanlığı". İyice affaladım.
Ankara'da oturanlar bu görüntülere galiba
alışmışlardır, ve dolayısıyla belki de görmüyorlardır, ama bana çok
çarpıcı geldi.
Moralim bozuldu.
Devletin yol yapmasını, köprü tünel yapmasını, baraj
yapmasını falan anlıyorum da, ciddi miktarda borcu olup "üretim", "katma
değer" gibi konularda ne iyi bir karnesi, ne de doğru düzgün bir planı
olmayan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin şu aşağıdaki yazıda bahsettiğim
tipteki heyhüla binaları Ankaranın orasına burasına dikmesinin akla izana
gelir bir tarafını gören varsa beri gelsin. Harçla borçla yamanan kıt
kaynağın kullanıldığı işe bakın. Bu kocaman binaların katma değeri nedir,
niye dikilir??
2003 yılı bütçesine bakın: 146 KTL gider ve (85.9
KTL'si vergi geliri olmak üzere) toplam 100 KTL geliri olan 2003 yılı
bütçesi, 46 KTL açık olarak planlandı. Faiz ödemeleri 50 KTL civarındaydı
yanlış hatırlamıyorsam, böylelikle %5 civarında bir "faiz öncesi fazlalık"
bütçeleniyor. Tutturulacağı da yok ama, hadi 46 KTL açık tutturuldu
diyelim, yani açık daha da fazla olmadı diye (uçuk bir) varsayım yapalım.
Siz kendi kişisel bütçenizi yaparken, veya aile
bütçenizi yaparken, veya yönettiğiniz veya sahibi olduğunuz işyerinin
bütçesini yaparken bunu yapabiliyor musunuz?? Gelir iki birim, gider üç
birim, üstelik boğazına kadar borç, ve dahi üstelik üretim namına, katma
değer namına ortalıkta doğru düzgün bir şey yok. Ama ihtişamınızı şişirmek
namına oraya buraya para harcama var. Siz kendiniz böyle bir şey
yapabiliyor musunuz?? Aklınız buna eriyor mu?? Hadi yapmaya kalktınız
diyelim, size iyi gözle bakılıyor mu??
Amerika'nın direkt ya da indirekt olarak yaptığı,
kimilerinin "yardım" dediği, kaynak aktarımı durursa belki bizim de
aklımız başına gelir. Olmayan kaynak kullanılamayacağına göre devletimiz
belki adam olur.
Katmerli şekilde yolunmaya bile alışmış ve razı
gelmiş(hoş, razı gelmesem ne olacak ki?) kümesteki tavuklardan biriyim.
Türkiyedeki direk ve endirek vergilerin, oran itibariyle benim bildiğim
ülkeler içinde en yüksek olduğunu düşünüyorum. Vergi tabanını yaymak lazım
falan deniyor, güzel, o zaman yayılsın. yayılması için ne gerekiyorsa o
yapılsın.
Ama ben, ödediğim verginin devlet ihtişamına
harcanmasından kelimenin tam anlamıyla nefret ediyorum.
Devlet, benim vergim ve başkalarının "yardım" parası
ile, olmayan "zengin"liğini hissetmek ve hissettirmek için ihtişamını
şişirmek yerine kıt kaynağını doğru düzgün kullanmaya yönelmiş olsaydı
(veya daha doğrusu biz yöneltmiş olsaydık) etrafımızdaki olaylara bu kadar
"karaktersiz" bakıyor olmazdık.
Devletimizin ayağını yorgana göre uzattırırsak eninde
sonunda birçok sorunu çözeriz.
Mercedes'lerle ilgili:
Ofisinden çıkarken ofisin ışıklarını kapatmayan bir
Genel Müdür'ün(veya muadili yöneticinin) şirketinde "gereksiz elektrik
tüketimini asgariye indirme" gibi bir kampanyanın başarısız olacağını,
daha da ötesi, buna uygun bir çalışma tarzının(kültürünün)
oluşturulamayacağını idda ederim. Burada önemli olan Genel Müdür'ün
ofisinde harcanan elektriğin toplam elektrik faturası içinde ne pay aldığı
değildir. Yapılması istendiği söylenen şey'in yönetimdeki derinliğinin ve
kararlılığının direk göstergeleridir yöneticinin kendisiyle ilgili dar
sahada verdiği kararlar. Tüm sistem, yöneticinin söylediğine göre değil,
yöneticinin kendisiyle ilgili dar sahada verdiği kararları izleyerek, ona
göre pozisyon alır.
Yukarı paragraf'ta söylediklerimin özel şirketlerde
geçerli olduğunu idda edebilirim. Kamu deneyimim yok, ancak kamuda da
farklı olması için bir neden pek göremiyorum(??)
Mercedes'lerin yenilenip yenilenmemesini bu yönden
önemsiyorum. Mercedesler yenilenmemesi kamuda tasarruf yapılacağının
garantisi değil, ancak yenilenmesi tasarruf yapılmayacağının
garantisi(gibi geliyor bana).
Bina'larla ilgili:
Devletin başka daha büyük israfları olması, gereksiz
binaları yapmasını gerektirmemesi gerekir diye düşünüyorum. Gereksiz bir
şeyi yapmamak kararı, bir efor gerektirmeyeceğine göre, gereksiz şeyleri
gereksizlik dereceleri ve cesametleri bazında önceliklendirerek yapmamak
yerine gereksiz şeyleri toptan olarak yapmamak daha akla yakın, ve mevcut
durumda, elzem değil mi??
Destekleme alımları ile ilgili:
Bu ilginç işlemin kaynağını gönülsüz olarak sağlayan
güruh'un içinde olmak haricinde herhangi bir şekilde dahil olmuş olduğum
bir konu değildir, konuda tecrübem ve bilgim yoktur. Tek bildiğim bu
işlemin benim hiç bir zaman aklıma yatmamış olduğudur. Bu kadar kötü bir
çözüm yerine, iyi bir çözüm bulunamıyorsa bile, hiç olmazsa bir nebze daha
az kötü bir çözüm bulunamaz mı?? Bu işlem şehre göçü önlüyorsa büyük
şehirlerin bugünkü halinin "göçün önlenmiş hali" olduğuna inanasım
gelmiyor. "Destekleme alımı" ismi altında verilen paranın acaba ne kadarı
büyük şehirlerde "receive" ediliyor?? Bu işlemden uzun vadede olumlu bir
netice bekleniyor mu? Bu model'in olumlu bir netice veriyor olması
ihtimali, umudu var mı?? Yoksa sadece" başka yapılabilecek bir şey yok"
mudur yapılma gerekçesi ??
Over-over-over-over istihdam'dan da bahsetmeyeyim bari.
"Bu işler böööle olmaaaz" diye her şeyi sürekli
eleştirme gibi kolay bir rol üstlenmeye çalışmıyorum. Ana sorunları
adresleyip ultimately olumlu bir neticeye doğru yönlendirebilecek model
değişikliklerini yapmayı beceremediğimiz sürece aldığımız "yardım"lar,
bizim sorunlarımızı çözmemizi sağlamıyor.
Bu yönden alamadığımız "yardım" bizi "batırmaz",
aldığımız "yardım" ise bizi "kurtarmaz".
Biz batacaksak (ne demekse) kendi beceriksizliğimiz,
kendimize inançsızlığımız, ilkesizliğimiz, aşırı kaderciliğimiz nedeniyle
batacağız.