...daha
TURGUTLAMA

 
 

              

Önceki Geri Sonraki

-16-

Devlet İhtişamı

Geçtiğimiz pazar günü (09/03) günübirliğine kara yoluyla Ankara'ya gittim. Eskişehir yönünden Ankaraya doğru yaklaşırken solda kocamaaan bir bina dikkatimi çekti, baktım "Türkiye Atom Enerjisi Kurumu". "Yahu bu kadar büyük binanın içinde demek ki bu kadar çok kimse istihdam ediliyor, bu kadar insan acaba ne yapar ki" diye düşünürken biraz ileride, bu sefer sağda çoook daha ihtişamlı bir bina belirdi, baktım: "Diyanet İşleri Başkanlığı". İyice affaladım.

Ankara'da oturanlar bu görüntülere galiba alışmışlardır, ve dolayısıyla belki de görmüyorlardır, ama bana çok çarpıcı geldi.

Moralim bozuldu.

Devletin yol yapmasını, köprü tünel yapmasını, baraj yapmasını falan anlıyorum da, ciddi miktarda borcu olup "üretim", "katma değer" gibi konularda ne iyi bir karnesi, ne de doğru düzgün bir planı olmayan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin şu aşağıdaki yazıda bahsettiğim tipteki heyhüla binaları Ankaranın orasına burasına dikmesinin akla izana gelir bir tarafını gören varsa beri gelsin. Harçla borçla yamanan kıt kaynağın kullanıldığı işe bakın. Bu kocaman binaların katma değeri nedir, niye dikilir??

2003 yılı bütçesine bakın: 146 KTL gider ve (85.9 KTL'si vergi geliri olmak üzere) toplam 100 KTL geliri olan 2003 yılı bütçesi, 46 KTL açık olarak planlandı. Faiz ödemeleri 50 KTL civarındaydı yanlış hatırlamıyorsam, böylelikle %5 civarında bir "faiz öncesi fazlalık" bütçeleniyor. Tutturulacağı da yok ama, hadi 46 KTL açık tutturuldu diyelim, yani açık daha da fazla olmadı diye (uçuk bir) varsayım yapalım.

Siz kendi kişisel bütçenizi yaparken, veya aile bütçenizi yaparken, veya yönettiğiniz veya sahibi olduğunuz işyerinin bütçesini yaparken bunu yapabiliyor musunuz?? Gelir iki birim, gider üç birim, üstelik boğazına kadar borç, ve dahi üstelik üretim namına, katma değer namına ortalıkta doğru düzgün bir şey yok. Ama ihtişamınızı şişirmek namına oraya buraya para harcama var. Siz kendiniz böyle bir şey yapabiliyor musunuz?? Aklınız buna eriyor mu?? Hadi yapmaya kalktınız diyelim, size iyi gözle bakılıyor mu??

Amerika'nın direkt ya da indirekt olarak yaptığı, kimilerinin "yardım" dediği, kaynak aktarımı durursa belki bizim de aklımız başına gelir. Olmayan kaynak kullanılamayacağına göre devletimiz belki adam olur.

Katmerli şekilde yolunmaya bile alışmış ve razı gelmiş(hoş, razı gelmesem ne olacak ki?) kümesteki tavuklardan biriyim. Türkiyedeki direk ve endirek vergilerin, oran itibariyle benim bildiğim ülkeler içinde en yüksek olduğunu düşünüyorum. Vergi tabanını yaymak lazım falan deniyor, güzel, o zaman yayılsın. yayılması için ne gerekiyorsa o yapılsın.

Ama ben, ödediğim verginin devlet ihtişamına harcanmasından kelimenin tam anlamıyla nefret ediyorum.

Devlet, benim vergim ve başkalarının "yardım" parası ile, olmayan "zengin"liğini hissetmek ve hissettirmek için ihtişamını şişirmek yerine kıt kaynağını doğru düzgün kullanmaya yönelmiş olsaydı (veya daha doğrusu biz yöneltmiş olsaydık) etrafımızdaki olaylara bu kadar "karaktersiz" bakıyor olmazdık.

Devletimizin ayağını yorgana göre uzattırırsak eninde sonunda birçok sorunu çözeriz.

Mercedes'lerle ilgili:

Ofisinden çıkarken ofisin ışıklarını kapatmayan bir Genel Müdür'ün(veya muadili yöneticinin) şirketinde "gereksiz elektrik tüketimini asgariye indirme" gibi bir kampanyanın başarısız olacağını, daha da ötesi, buna uygun bir çalışma tarzının(kültürünün) oluşturulamayacağını idda ederim. Burada önemli olan Genel Müdür'ün ofisinde harcanan elektriğin toplam elektrik faturası içinde ne pay aldığı değildir. Yapılması istendiği söylenen şey'in yönetimdeki derinliğinin ve kararlılığının direk göstergeleridir yöneticinin kendisiyle ilgili dar sahada verdiği kararlar. Tüm sistem, yöneticinin söylediğine göre değil, yöneticinin kendisiyle ilgili dar sahada verdiği kararları izleyerek, ona göre pozisyon alır.

Yukarı paragraf'ta söylediklerimin özel şirketlerde geçerli olduğunu idda edebilirim. Kamu deneyimim yok, ancak kamuda da farklı olması için bir neden pek göremiyorum(??)

Mercedes'lerin yenilenip yenilenmemesini bu yönden önemsiyorum. Mercedesler yenilenmemesi kamuda tasarruf yapılacağının garantisi değil, ancak yenilenmesi tasarruf yapılmayacağının garantisi(gibi geliyor bana).

Bina'larla ilgili:

Devletin başka daha büyük israfları olması, gereksiz binaları yapmasını gerektirmemesi gerekir diye düşünüyorum. Gereksiz bir şeyi yapmamak kararı, bir efor gerektirmeyeceğine göre, gereksiz şeyleri gereksizlik dereceleri ve cesametleri bazında önceliklendirerek yapmamak yerine gereksiz şeyleri toptan olarak yapmamak daha akla yakın, ve mevcut durumda, elzem değil mi??

Destekleme alımları ile ilgili:

Bu ilginç işlemin kaynağını gönülsüz olarak sağlayan güruh'un içinde olmak haricinde herhangi bir şekilde dahil olmuş olduğum bir konu değildir, konuda tecrübem ve bilgim yoktur. Tek bildiğim bu işlemin benim hiç bir zaman aklıma yatmamış olduğudur. Bu kadar kötü bir çözüm yerine, iyi bir çözüm bulunamıyorsa bile, hiç olmazsa bir nebze daha az kötü bir çözüm bulunamaz mı?? Bu işlem şehre göçü önlüyorsa büyük şehirlerin bugünkü halinin "göçün önlenmiş hali" olduğuna inanasım gelmiyor. "Destekleme alımı" ismi altında verilen paranın acaba ne kadarı büyük şehirlerde "receive" ediliyor?? Bu işlemden uzun vadede olumlu bir netice bekleniyor mu? Bu model'in olumlu bir netice veriyor olması ihtimali, umudu var mı?? Yoksa sadece" başka yapılabilecek bir şey yok" mudur yapılma gerekçesi ??

Over-over-over-over istihdam'dan da bahsetmeyeyim bari.

"Bu işler böööle olmaaaz" diye her şeyi sürekli eleştirme gibi kolay bir rol üstlenmeye çalışmıyorum. Ana sorunları adresleyip ultimately olumlu bir neticeye doğru yönlendirebilecek model değişikliklerini yapmayı beceremediğimiz sürece aldığımız "yardım"lar, bizim sorunlarımızı çözmemizi sağlamıyor.

Bu yönden alamadığımız "yardım" bizi "batırmaz", aldığımız "yardım" ise bizi "kurtarmaz".

Biz batacaksak (ne demekse) kendi beceriksizliğimiz, kendimize inançsızlığımız, ilkesizliğimiz, aşırı kaderciliğimiz nedeniyle batacağız.

 

Önceki Geri Sonraki