Geçen hafta Avusturya'nın "Sat-1" TV kanalında "Der
Bombenkrieg" bomba savaşı) isimli bir belgesel izledim. İkinci dünya
harbinde Almanların ("Nazi"lerin değil, "Almanlar"ın. Polonya'yı işgal
ederek ikinci dünya harbini başlatanlar Alman'lardır. Nazi'ler,
Alman'ların seçim ile başa getirdiği bir partidir. Bir parti, bir ülkeyi
işgal edebilemez, Polonya'yı işgal edenler Alman'lardır, Nazi'ler değil.)
"ne kadar kısa zamanda ne kadar çok sivil öldürürsek halk'ın maneviyatı o
kadar çabuk ve derin olarak çöker, oluşan olumsuz kamuoyu hükümete yansır,
hükümet teslim olur" argümanı ile Londra'ya ağır hava bombardumanları ile
saldırdıklarını, müttefiklerin ise buna aynı argümana dayanarak aynı
şekilde cevap verdiklerini anlatıyordu.
Ancak şu farkla ki müttefiklerin Alman şehirlerini
bombardumanları çok daha ağır olmuş. İlk bombalanan Alman büyük şehri
Köln'e hava saldırısında yaklaşık 1000 (!!!) adet uçak kullanılmış. Bu
hava saldırısında Köln'ün meşhur kilisesi "Dom"u bombalamamaya özen
göstermişler ve bunda da başarılı olmuşlar. Dom'daki tek hasar iki
kulesinden birinin haç'ı isabet almış olmasıydı, (ki bu hasarlı haç ben
Almanyadayken(1960'lar) halen onarılmamıştı,) ancak onun haricinde isabet
almayan bina Köln'de yok denecek kadar azmış. Köln, bir gece içinde Dom
haricinde kelimenin tam anlamıyla yerle bir olmuş. Belgeselde görüş
bildiren hem Alman, hem de İngliz askeri uzmanlar, Almanya'nın savaşı
kaybedeceğinin Köln bombardumanı ile "teknik" olarak ayan beyan belli
olmuş olduğunu, ancak bu "teknik" doğru'yu Hitler'e söylemeye cesaret eden
askerlerin derhal görevden uzaklaştırıldığından bahsedilidi.
Bombalama yöntemi olarak da müttefikler şöyle
yapıyorlarmış: Önce normal bombalarla büyük miktarda yıkım yapılıyormuş,
bu yıkım sırasında da küçük yangınlar çıkıyormuş. Daha sonra yarı yıkılmış
şehrin üzerine binlerce fosfor bombası atılıyormuş. Çok parlayıcı olan
fosfor küçük yangınların hepsini büyük yangınlar haline getiriyormuş ve
bir süre sonra şehrin tamamı ateş topu haline geliyormuş. Kadın, adam,
çoluk çocuk, yaşlısı, genci, kedisi köpeği, faresi böceği karıncası
marıncası her ne varsa yanıp kül oluyormuş.
Bu son derece başarılı(!!) bombalama yöntemini
müttefikler Almanyanın bütün büyük şehirlerine uygulamışlar. Sonuçta
Almanların büyük şehirlerinde bu bombardumanlarla öldürülen sivil sayısı,
daha sonra Hiroşima ve Nagazaki'de atom bombaları ile öldürülen sivil
sayısından çok büyük rakamlara ulaşmış. En son bombalanan büyük şehir
Almanyanın tarih hazinesi Dresden olmuş. Dresden bombalanma zamanı harbin
resmen olmasa da fiilen bitmiş olduğu dönemmiş. İki tarafın uzmanları da
Dresden bombalanmasının harbin sonuç ve zamanlamasına herhangi bir etkisi
olmadığında hemfikir olduklarını beyan ettiler belgeselde. Yani teknik
olarak tamamen gereksiz bir "işlem"miş Dresden'in bombalanması. Bir gece
içinde bir tarih hazinesi yerle bir olmuş, ha bir de yanlış not almadıysam
50,000 kadar insan ölmüş Dresden'de o gece...
60 sene öncesinin olaylarından günümüz ortamına
fiyakalı bir bağlantı paragrafı yazmaya teşebbüs etmeyeceğim.
Söylemim "o bunu yapmış, o suçluydu, bu kendini
savundu, öbürü de şunu yapmasaydı" falan değil.
Belgeseli izlerken içim karardı...