Diyelim isminiz Ursula (yakın arkadaşlarınız size
"Uschi" diyor), veya diyelim isminiz Thomas. Hangi ismi isterseniz
seçebilirsiniz.
Alman'sınız. Yaşınız 50 civarında. Krefeld'de müstakil,
ama çok lüks olmayan bir evde yaşıyorsunuz. Çoluğunuz çocuğunuz var, epey
büyümüşler, hadi diyelim yeni torununuz var, veya olacak, her neyse.
Çocuklarınız sizinle oturmuyor, hafta sonları falan uğruyorlar. Eşiniz ve
sizin mesleğiniz var, çalışıyorsunuz. Memlekette ve dünyada olanlarla
ilgilisiniz, normal bir sosyal hayatınız var. Evde bir tane yedi senelik
bir VW Polo, bir tane de on senelik bir Audi 80 Diesel araba var, bu
yakınlarda arabalardan birini değiştireceksiniz ama hangisini
değiştireceğinize daha karar veremediniz, yeni arabalar da çok pahalı
canım. Yaz tatillerine eskiden sürekli olarak Dalmaçya kıyılarına
giderdiniz ama Yugoslavya harbinden beri her sene İspanya'ya gidiyorsunuz.
Türkiye denen bir ülkenin varlığını ilk kez
ilkokuldayken duydunuz. O sırada oturduğunuz kasabanın ilkokuluna Turgut
isminde bir yabancı çocuk geldi, babası doktormuş, görevli olarak ihtisas
yapmak üzere Almanyaya gelmişler, bunlar Türkmüş. Türkiye diye bir ülkenin
varlığını, yerini, yüzölçümünü, nüfusunu Turgut'un cebinde taşıdığı,
babasının hazırlamış olduğu "Türkiye:Özet bilgiler" isimli bir kağıttan
öğrendiniz. Aaaa, bayağı da yakındaymış, ne kadar da büyükmüş falan diye
düşünmüştünüz. Turgut ne arada ortadan kayboldu, nereye gitti falan
hatırlamıyorsunuz. Sadece, yine aynı yıllarda, hayal meyal hatırladığınız
kadarıyla, München havaalanına uçaklar dolusu gelen yabancı işçilerin(ki o
sıralar Alman hükümeti kendilerine "misafir işçiler":"Gastarbeiter"
diyordu, sonradan isimleri "yabancılar" oldu) sınıf arkadaşınız ile aynı
ülkeden olduğunu düşündüğünüzü hayal meyal hatırlıyorsunuz.
1960'ların sonlarına doğru bu "Türkler" denen meretleri
şehrinizin sokaklarında giderek daha sık görmeye başlamıştınız. Hiç de
size benzemiyorlardı, pis ve yabani bir halleri vardı. Onlardan uzak
durdunuz, onlar da sizden uzak durdular. Zamanla Türklerin peşinden başka
ülkelerden de "Gastarbeiter"ler geldi. Yugoslavlar, Portekizliler,
İspanyollar, İtalyanlar gibi daha medeni görünüşlülerin yanında Fas'lılar
gibi "Afrika"lılar da geldi, acaba insan eti yiyorlar mıydı??.
Mahalli gazetelerde ve Sosyal toplantılarda bu
"yabancılar"ın ne kadar yabani olduklarına dair çok şeyler anlatılır oldu,
ancak sizin sokakta gördükleriniz, bazen de konuştuğunuz insanlar son
derece utangaç ve mesafeli davranıyorlardı. Acaba gazeteler bu işi biraz
abartmıyor muydu??
1980'lere doğru bu yabancıların ikinci nesil'i, Almanya
doğumlu "yabancılar" şehrinizin kenar mahallelerinin sokaklarını neredeyse
abluka altına aldı. Bu ikinci nesil, ilk nesil gibi utangaç davranmıyordu,
çeteler kurup saldırganlaşıyorlardı da. Siz bunlardan uzak durdunuz. O
sıralar duyduğunuz ve çok sevdiğiniz bir bilmece şuydu: "Bir Türk ile bir
Faslı minarenin tepesine çıkıyorlar ve aynı anda aşağı atlıyorlar, önce
hangisi yere düşer???" Cevap: "Fark etmez, yeter ki atlasınlar.".
Siz de, herkes gibi, yabancıların çok fazlalaştığını
düşünmeye başladınız. İnsanlık minsanlık anladık, ama nereye baksam bunlar
var, ayrıca bizim hayatımıza uyum sağlamıyorlar, bizi kendi ülkemizde
rahatsız ediyorlar, bunların kendi ülkeleri yok mu?? Şu taraftan günün
bazı saatlerinde son derece çirkin ve metalik bir ses, hoparlörden
cızırtılı bir şekilde dua okuyor. Arapçaymış, Ezan diyorlar, ibadete
çağrıymış, tahammül etmeye çalışmak lazım...
1980'de Türkiye'de askeri darbe olduğunu duydunuz. Yahu
biz de tatil için Türkiyeye mi gitsek demiştik, neyse ki gitmeye
kalkmamıştık. Neee, hem de on yılda bir darbe mi oluyormuş??? 1970'li
yıllarda Akdeniz'de Kıbrıs diye bir adayı mı işgal etmişler?? Demek bunlar
"Karl May"ın dediği kadar varmış. Yok yok, Dalmaçya kıyıları çok güzel,
hem darbe falan da olmuyor, biz bu sene de Moschnischka'ya gidelim.
1980'li yıllarda Televizyonda arada sırada penguene
benzeyen çok komik bir adam görüyordunuz, Türkiye'nin başbakanı mıymış,
başkanı mıymış neymiş.
Irak Kuveyt'i işgal etti, Amerika Irak'a saldırdı,
zavallı Kürtler Türkiye sınırına dayandı, Türkler onları içeri almadı. Bu
Türkler acımasız ve kötü insanlar, aynı "Karl May"ın tasvir ettiği gibi.
Turgut Özal'ın öldüğü haberi, gündeminize şöyle bir
uğradı gitti. Bir süre sonra TV'de güzel bir bayan gördünüz, hem güzel,
hem de çok şık. Türkiyenin yeni başbakanıymış. Hem de Ekonomi
Profesörüymüş, hem de ingilizcesi çok iyiymiş. Acaba Almanca da biliyor
mudur ki?
Bütün gazeteler dergiler Türkiye'nin yeni başbakanından
bahsediyor, ana tema şöyle: "Bakın gördünüz mü, Türkler'in bile kadın bir
başbakanı var, hem de güzel ve alımlı, bizim niye yok??". Bu arada,
kadının söyledikleri ile de ilgileniyorsunuz, çok doğru şeyler söylüyor,
Türkiye demek değişiyor.
Bir süre sonra gazeteler yine Türkiye'nin başbakanına
dair yazılarla doluyor: Türkiyenin kadın başbakanı, Avrupa'ya söylediği
şeylerin hiç birini yapmıyor, bu kadının güzelliğinin ve gülümsemesinin
ardında fütürsüz bir yalancı, bir ilke yoksunu insan var. Sizin gözünüzde
bu insan epey yukarıda olmuş olduğu için düşüşü de belirgin oluyor.
Türkler üstelik de yalancı, aynı "Karl May"ın dediği gibi.
İsmini bir türlü okuyamadığınız, her spiker'in de
farklı bir şekilde okuduğu bir Türk futbol takımı var. Çok başarılılar.
Türkiyenin Doğu ve Güneydoğusunda harp varmış. Kürtler
bağımsızlıklarını kazanmak için mücadele ediyorlarmış, Türk Ordusu ise
onları acımasızca öldürüyormuş. Yazık Kürtlere, katılabileceğim bir yardım
kampanyası var mıdır acaba ??
1997'de Türkiyede deprem oldu. yazııık, şu insanların
hallerine bak, devlet de doğru dürüst yardıma koşamamış, bu geri kalmış
ülkelerde hep böyle oluyor. İnsanlık görevimi yapayım, kampanyaya
katılayım, para yardımı yapayım. Krefeld'de deprem olur muyki??
Türkiyede ekonomik kriz mi varmış?? Arjantin'de de
vardı değil mi?? Böyle ülkeler işleri yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar,
ondan sonra bizim gibi ülkelerin yardım etmesi gerekiyor. Kriz varmış,
bana ne?? Benim derdim bana yeter.
Türkiye'nin başbakanı zor yürüyor, çok yaşlı bir adam,
yahu bunlar çok genç bir nüfus değil miydi???
Yine mi kriz olmuş???
Vay be, Türkler futbol'da dünya üçüncüsü oldu. Demek
Türkiyede futbol hakikaten ilerliyor.
Türkiyede seçimler olmuş, dini kökenli bir parti
iktidara gelmiş. Köktendinciler Türkiyeyi ele mi geçiriyorlar acaba,
söylemleri çok yumuşakmış ama belli olmaz, bakalım ne olacak??
Türkiyenin yeni başbakanı Avrupa'ya seferler
düzenliyormuş. AB'ye girmek istiyorlarmış. Adam bıçkın birine benziyor,
İngilizcesi de yokmuş, Almanca da bilmiyordur herhalde.
Türkiye başbakanı bizimkileri tehdit etmiş. Bunlar da
çok tuhaf insanlar yahu.
Focus dergisinde anket mi varmış?? Ne diyor?
Soru şu: "Soll die Türkei Mitglied der Europaischen
Union werden?" : "Türkiye AB üyesi olmalı mı (olsun mu) ?"
Seçenekler şöyle: