...daha
TURGUTLAMA

 
 

              

Önceki Geri Sonraki

-3-

Dante's Peak

(Bana sorarsanız yönetim konusunda deneyim paylaşımıdır.TU)

İyi bir bridge oyuncusu olamayacağımın önce oyunu oynadıklarım, sonra da benim tarafımdan kabulünden epey yıllar sonra bile bridge ile ilgilenmeye devam etmiştim. Bir bridge masası görsem izleyebileceğim kadar mesafeye yaklaşmaya çalışır, eğer muvaffak olursam şartların elverdiğince(yani fazla değil) akıllı bir surat ifadesi ile oyunu izlerdim. Benzer şekilde gazetelerin dergilerin bridge köşelerindeki oyun soruları ile uğraşmayı sevdim uzun süre, problemi çözmeye çalışır, umumiyetle çözemez, daha sonra çözümü okur, ve çözümle ilgili kendi düşüncelerim ile paralellikler kurmaya çalışır, bulduğum kırıntıları ise övünmelik bulurdum.

BBC'de çok önemli bir bridge şampiyonası yayınlanıyordu, şampiyonanın ve oyuncuların isimlerini hatırlayamıyorum, ancak bindokuzyüzseksenlerin sonlarıydı ve şampiyona bir nehir üzerinde ilerleyen bir teknede yapılıyordu, haftalar boyu sürmüştü. Kilit oyunların birinde hint asıllı biri hiç olmayacak bir el ile hiç olmayacak bir deklere ile hiç olmayacak bir oyunu "bien" yapmıştı. Kağıt dağılımını, konuşmaları falan hep not etmiştim, günler boyu adamın bu el ile bu deklereyi nasıl yaptığını, daha sonra da o eli nasıl böyle "mantıksızca" oynamayı akıl ettiğini düşünüp durdum, hiç bir yere varamadım. Bir sonraki haftadaki programda bu hint asıllı amcaya BBC muhabiri benim çözemediğim oyunu sordu. Adamın cevabının bridge ile ilgisi yoktu: "karşı takımdaki oyunculardan birinin asabının bozuk olduğunu, diğerinin de bu durumun farkında olup bu duruma sinirlendiğini hissettim, onların dengesini iyice bozmak için o deklereleri verdim" gibi birşey dedi. "Peki neden eli öyle öyle oynadınız?". "Çünkü muvaffak olmuştum, sinirleri daha da bozulmuştu" dedi.

BBC muhabiri bridge dilinde "teknik" birkaç soru sordu, adamın cevapları en basit bridge oyuncusunun anlayabileceği basitlikte idi. Ben bile anladım. O kadar "basit" bir şeylerden bahsediyordu ki anlamamak mümkün değildi. Yanılıp iyi bir bridge oyuncusu olabileceğimi bile düşünebilirdim.

Kasparov ile satranç hakkında yapılan birkaç söyleşi izledim. Eğer satranç bilmiyorsanız isterseniz birkaç haftalık çalışma ile adamın karşısına çıkabilirsiniz zannedersiniz.

Rolls Royce otomobil bölümü CEO'su, Rolls Royce'un diğer markalara göre farkını "A Rolls Royce should move as if the move happens effortlessly" diye anlattı BBC muhabirine birkaç ay önce. Muhabir birkaç soru daha sordu, adam döndü döndü neredeyse aynı cümleyi tekrar etti: "A Rolls Royce should move as if the move happens effortlessly".

Çeşitli TV kanallarında günün herhangi bir saatinde ikidebir rastladığım afro saçlı, ince bıyıklı, muzip suratlı bir adam var, yağlıboya resim yapmayı öğretiyor. Adamı her izlediğimde sinir oluyorum, yahu bu iş bu kadar "basit"miş de biz niye ressam olmamışız??

Verdiğim örneklerin tamamının bir ortak noktası var: basitleştirebilmek için(rafine etmek için) önce basitleştireceğiniz şeye tümüyle hakim olmalısınız. Hakim olabilmek için ise sadece anlamak yetmiyor, içselleştirebilmek de gerekiyor. Yoksa basitleştirmeniz bütünü temsil etmediğinden işe yaramıyor.

Yönetici, özellikle "line" yönetici, süreli kararlar vermek durumundadır. Çoğunlukla "durumu bütünüyle anlama" gibi bir önşart ile hareket etme seçeneği olmaz. Belirli bir süre içinde olabildiğince durumu anlayıp vereceği kararın ne gibi sonuçları olacağını kestirip bir karar verir. Neticelerini görür, bu neticelerden birşeyler öğrenir ve bir sonraki kararını verir.

Yöneticinin, verdiği kararda, durumu anlamış olması bu kararın etkileyeceği sistem ve kimselerin selameti açısından önemlidir.

Yönetici, karar vermeden önce durumu ya kendi anlamalıdır, ya da kendisine anlayabileceği şekilde durum anlatılmalıdır.

Yönetici durumu kendi anlayacaksa, anlaşılacak şeyin basit olması gerekir. Yöneticinin karar vermesi gereken durumların çoğunluğu hiç de basit değildir. O halde durumun "basitleştirilmesi" gerekir. Durumu anlayabilecek kadar basitleştirebilen yöneticinin doğruya yakın kararlarının nisbeten yüksek olması beklenmelidir.

Eğer yönetici durumu "basitleştirecek" kadar konuya hakim değilse, bunun farkındaysa ve dinlemeye hazırsa durumun kendisine konuya hakim birisi tarafından "basitleştirilmesi" gerekir. Yöneticiye durum "basitleştirilirken" yapılan en yaygın hata ne kadar çok şey bildiğini yöneticiye ispat ederek etkilemek amacıyla yapılan abartı, ayrıntı ve laf kalabalığıdır. Söylediğim şaka değildir, durumu "basitleştirirken" karmaşıklaştırmak çok rastlanan bir şeydir. Tecrübesiz yönetici etkilenir, tecrübeli yönetici etkilenmez, her iki durumda da karar dayanaksız çıkar(çünkü yönetici durumu anlamamıştır), karar tutarsa tutar, tutmazsa tutmaz.

Konuyu yönetici için "basitleştirecek" kişi yöneticinin bildiği ve güvendiği birisiyse durum kolaydır: Yöneticinin durumu hakikaten anlamak için fazla gayret sarf etmesine gerek kalmaz, basit kelimelerden oluşan birkaç cümle ile yönetici karara varır. Kurum yapılarında üst yönetim hareketlerinin neden çoğunlukla tek bir hamle değil, birkaç hamlelik yoğun bir hareketlilik şeklinde oluşmasının sebebini bu paragrafta özetlemeye çalıştığım prensipte aramakta fayda vardır.

Eğer yönetici durumu "basitleştirecek" kadar konuya hakim değilse, bunun farkında değilse ancak yine de dinlemeye hazırsa yöneticiye durumu "basitleştirecek" kimsenin iki ürünü birden yöneticinin önüne koymasında fayda vardır: Basitleştirilmiş durum ve dayandığı detay analiz. Rapor formatıyla konuşacak olursak "rapor" ve meşhur "yönetici özeti".

Eğer yönetici durumu "basitleştirecek" kadar konuya hakim değilse, bunun farkında değilse ve de dinlemeye de hazır değilse durum vahimdir.

Vahim olduğu anlaşılmıyorsa durum daha da vahimdir.

 

Önceki Geri Sonraki