(Bana sorarsanız yönetim konusunda deneyim paylaşımıdır.TU)
İyi bir bridge oyuncusu olamayacağımın önce oyunu oynadıklarım, sonra
da benim tarafımdan kabulünden epey yıllar sonra bile bridge ile
ilgilenmeye devam etmiştim. Bir bridge masası görsem izleyebileceğim kadar
mesafeye yaklaşmaya çalışır, eğer muvaffak olursam şartların
elverdiğince(yani fazla değil) akıllı bir surat ifadesi ile oyunu
izlerdim. Benzer şekilde gazetelerin dergilerin bridge köşelerindeki oyun
soruları ile uğraşmayı sevdim uzun süre, problemi çözmeye çalışır,
umumiyetle çözemez, daha sonra çözümü okur, ve çözümle ilgili kendi
düşüncelerim ile paralellikler kurmaya çalışır, bulduğum kırıntıları ise
övünmelik bulurdum.
BBC'de çok önemli bir bridge şampiyonası yayınlanıyordu, şampiyonanın
ve oyuncuların isimlerini hatırlayamıyorum, ancak bindokuzyüzseksenlerin
sonlarıydı ve şampiyona bir nehir üzerinde ilerleyen bir teknede
yapılıyordu, haftalar boyu sürmüştü. Kilit oyunların birinde hint asıllı
biri hiç olmayacak bir el ile hiç olmayacak bir deklere ile hiç olmayacak
bir oyunu "bien" yapmıştı. Kağıt dağılımını, konuşmaları falan hep not
etmiştim, günler boyu adamın bu el ile bu deklereyi nasıl yaptığını, daha
sonra da o eli nasıl böyle "mantıksızca" oynamayı akıl ettiğini düşünüp
durdum, hiç bir yere varamadım. Bir sonraki haftadaki programda bu hint
asıllı amcaya BBC muhabiri benim çözemediğim oyunu sordu. Adamın cevabının
bridge ile ilgisi yoktu: "karşı takımdaki oyunculardan birinin asabının
bozuk olduğunu, diğerinin de bu durumun farkında olup bu duruma
sinirlendiğini hissettim, onların dengesini iyice bozmak için o
deklereleri verdim" gibi birşey dedi. "Peki neden eli öyle öyle
oynadınız?". "Çünkü muvaffak olmuştum, sinirleri daha da bozulmuştu" dedi.
BBC muhabiri bridge dilinde "teknik" birkaç soru sordu, adamın
cevapları en basit bridge oyuncusunun anlayabileceği basitlikte idi. Ben
bile anladım. O kadar "basit" bir şeylerden bahsediyordu ki anlamamak
mümkün değildi. Yanılıp iyi bir bridge oyuncusu olabileceğimi bile
düşünebilirdim.
Kasparov ile satranç hakkında yapılan birkaç söyleşi izledim. Eğer
satranç bilmiyorsanız isterseniz birkaç haftalık çalışma ile adamın
karşısına çıkabilirsiniz zannedersiniz.
Rolls Royce otomobil bölümü CEO'su, Rolls Royce'un diğer markalara göre
farkını "A Rolls Royce should move as if the move happens effortlessly"
diye anlattı BBC muhabirine birkaç ay önce. Muhabir birkaç soru daha
sordu, adam döndü döndü neredeyse aynı cümleyi tekrar etti: "A Rolls Royce
should move as if the move happens effortlessly".
Çeşitli TV kanallarında günün herhangi bir saatinde ikidebir
rastladığım afro saçlı, ince bıyıklı, muzip suratlı bir adam var,
yağlıboya resim yapmayı öğretiyor. Adamı her izlediğimde sinir oluyorum,
yahu bu iş bu kadar "basit"miş de biz niye ressam olmamışız??
Verdiğim örneklerin tamamının bir ortak noktası var: basitleştirebilmek
için(rafine etmek için) önce basitleştireceğiniz şeye tümüyle hakim
olmalısınız. Hakim olabilmek için ise sadece anlamak yetmiyor,
içselleştirebilmek de gerekiyor. Yoksa basitleştirmeniz bütünü temsil
etmediğinden işe yaramıyor.
Yönetici, özellikle "line" yönetici, süreli kararlar vermek
durumundadır. Çoğunlukla "durumu bütünüyle anlama" gibi bir önşart ile
hareket etme seçeneği olmaz. Belirli bir süre içinde olabildiğince durumu
anlayıp vereceği kararın ne gibi sonuçları olacağını kestirip bir karar
verir. Neticelerini görür, bu neticelerden birşeyler öğrenir ve bir
sonraki kararını verir.
Yöneticinin, verdiği kararda, durumu anlamış olması bu kararın
etkileyeceği sistem ve kimselerin selameti açısından önemlidir.
Yönetici, karar vermeden önce durumu ya kendi anlamalıdır, ya da
kendisine anlayabileceği şekilde durum anlatılmalıdır.
Yönetici durumu kendi anlayacaksa, anlaşılacak şeyin basit olması
gerekir. Yöneticinin karar vermesi gereken durumların çoğunluğu hiç de
basit değildir. O halde durumun "basitleştirilmesi" gerekir. Durumu
anlayabilecek kadar basitleştirebilen yöneticinin doğruya yakın
kararlarının nisbeten yüksek olması beklenmelidir.
Eğer yönetici durumu "basitleştirecek" kadar konuya hakim değilse,
bunun farkındaysa ve dinlemeye hazırsa durumun kendisine konuya hakim
birisi tarafından "basitleştirilmesi" gerekir. Yöneticiye durum
"basitleştirilirken" yapılan en yaygın hata ne kadar çok şey bildiğini
yöneticiye ispat ederek etkilemek amacıyla yapılan abartı, ayrıntı ve laf
kalabalığıdır. Söylediğim şaka değildir, durumu "basitleştirirken"
karmaşıklaştırmak çok rastlanan bir şeydir. Tecrübesiz yönetici etkilenir,
tecrübeli yönetici etkilenmez, her iki durumda da karar dayanaksız
çıkar(çünkü yönetici durumu anlamamıştır), karar tutarsa tutar, tutmazsa
tutmaz.
Konuyu yönetici için "basitleştirecek" kişi yöneticinin bildiği ve
güvendiği birisiyse durum kolaydır: Yöneticinin durumu hakikaten anlamak
için fazla gayret sarf etmesine gerek kalmaz, basit kelimelerden oluşan
birkaç cümle ile yönetici karara varır. Kurum yapılarında üst yönetim
hareketlerinin neden çoğunlukla tek bir hamle değil, birkaç hamlelik yoğun
bir hareketlilik şeklinde oluşmasının sebebini bu paragrafta özetlemeye
çalıştığım prensipte aramakta fayda vardır.
Eğer yönetici durumu "basitleştirecek" kadar konuya hakim değilse,
bunun farkında değilse ancak yine de dinlemeye hazırsa yöneticiye durumu
"basitleştirecek" kimsenin iki ürünü birden yöneticinin önüne koymasında
fayda vardır: Basitleştirilmiş durum ve dayandığı detay analiz. Rapor
formatıyla konuşacak olursak "rapor" ve meşhur "yönetici özeti".
Eğer yönetici durumu "basitleştirecek" kadar konuya hakim değilse,
bunun farkında değilse ve de dinlemeye de hazır değilse durum vahimdir.
Vahim olduğu anlaşılmıyorsa durum daha da vahimdir.