
İkisi de yönetici üst- ast ilişkisinde üst "A" olsun,
ast ise "B".
"A"nın bildiği ve oynamayı becerdiği, ancak
"B"nin bilmediği ve oynamayı beceremediği saha "beyaz
saha" olsun.
"B"nin bildiği ve oynamayı becerdiği, ancak
"A"nin bilmediği ve oynamayı beceremediği saha "siyah
saha" olsun.
İkisinin de bildiği ve oynamayı becerdiği saha "gri saha"
olsun.
Yönetici, eğer yönetici yetiştirmek istiyorsa "gri saha"
yaratmalı ve yarattığı gri sahadan planlı şekilde çekilmelidir. Ben
buna "yönetimde gri saha prensibi" diyorum.
"A" gri sahanın içine fazla girmemeye özen göstermeli,
tabii olarak kendisinde olan önceliği "B" lehine kullanma
displinini edinmeli, bir yandan beyaz sahanın içine "B"yi çekerek
beyaz sahayı grileştirirken bir yandan da "explore" ederek
beyaz sahanın sınırlarını ilerletmelidir.
"Yönetimde gri saha prensibi" görüldüğü gibi çok
basit, ve (bence) çok mantıklı. Ben ismine böyle diyorum diye var olmuş
bir prensib de değil, literatürde eminim başka isimleri vardır, kimisi
de "coaching" diyebilir mesela bahsettiğim hareket tarzına.
Ancaaak, bu kadar basit ve mantıklı olmasına rağmen uygulamada
nadirattan görülebilen bir durum bu prensibin hayat geçirilmesi.
Neden uygulamada çok rağbet görmüyor ?
Efendim, rol dağılımına bakılacak olursa prensibi uygulamada ana
rol "A"nın. Gri sahayı doldurma önceliği "A"nın.
"A"nın yapmaya karar verdiği bir işi "B"de
yapabiliyor ama kolay mı "A"nın yapmaya karar verdiği o işi
"B" gelsin de ""bırak şu işi ben yapayım"
desin? Doğal olarak gri sahanın içinde "B"nin hareket sahası,
"A"nın gri saha içinde yapmamaya karar verdikleri ile sınırlı.
"A", gri saha içinde çok alan kaplarsa "B"ye fazla
hareket sahası kalmıyor.
Peki, "A" neden beyaz yanında gri sahada çalışmaya
meyilli? Neden "explore" ederek beyaz sahayı ilerletmeye çalışmıyor?
Burada "comfort zone"un devreye girdiğini düşünüyorum.
İnsanlar bildikleri işi yapmayı severler, yeni sahalara açılmak için
"comfort zone"larını zorlamaları gerekir. Yöneticiler de
insandır, hele ki yöneticiler "comfort zone"larını yönetici
olmayan insanlara göre daha da fazla "sever"ler. İnsan
"comfort zone"u içinde kalmayı sever, yönetici "comfort
zone"u içinde kalmayı daha da çok sever.
Yukarıda özetlemeye çalıştığım "gri saha önceliği /
comfort zone" kombinasyonundan ise yönetimsel anlamda son derece
olumsuz bir durum doğar:
"A", her işi kendisinin daha iyi yaptığına kendisini
inandırmaya gayret ederek beyaz sahadaki işler yanında gri sahada da
elinden geldiğince bütün işleri kendisi yapar. İşleri sürekli
kendisi yapması neticesinde "B" gelişemediğinden "işleri
kendisinin daha iyi yaptığı" savını da kendisine ve etrafına da
inandırır.
"A" deli dana gibi etrafta koşuştururken "B" ise
"underutilize" edilmenin olumsuzluklarını yaşar.
"A", comfort zone'unu terketmeden "yararlı" olduğunu,
hatta "kritik" olduğunu, ve hatta hatta "vazgeçilmez"
olduğunu düşünerek aslında çok mutludur ama mutluluğunu belli
etmez. Kendisi çok çalışmaktadır, çok yorulmaktadır, her bir işin
yürümesi kendisine bağlıdır.
Kendisinin aktif olarak işi yapmadığı vakit hiç bir işin yürümediğini
gören "A", buradan şöyle bir sonuç çıkartır: "Kardeşim
ben bir sürü işbilmez insanla çalışıyorum, hiç bir şey
beceremiyorlar, mecburen ben yapıyorum."
Bir süre sonra "A" yönetici yetiştirmediği için yönetici
yetiştirmeye vakti kalmaz.
Başka bir deyişle, "comfort zone"unu dinamikleştirmeyen yönetici
bir süre sonra "comfort zone"una hapsolur.
Sevgiler
Turgut Uzer '76