Palamut Pilaki

Önceki / Previous Geri Dön / Back Sonraki / Next

Cıma akşamı iş seyahati dönüşü havaalanından Sinan'ı aradım, "yarın zabah erkenden balığa çıkılacak" talimatını aldım, Cumartesi zabahı zırh gibi giyinip zaat yediye yirmi kala Sinan'ın kapısına dayandım, giyim fazlalığından "külçe" halindeki hamşoyu batmobilde yanıma oturttum (Sinan'ın eşinin arabası boyada olduğu için Sinan şu sıralar arabasız, pardon "kamyonsuz" kaldı, nihahahaha....), doooru boğaz'a indik. Özkan teknesi ile balıkadam okulunun önünden bizi aldı, derhal balık tutma faaliyetine giriştik.

Bu noktada birkaç ufak açıklama gerekiyor:

Uno: Boğaz'a inmemiz ile Özkan'ın teknesine binmemiz arasında boğaz'a inişimizde Sinan'ın "sağa dön" demesiyle yanlış yöne dönüp(gidilecek topu topu iki yön vardı) bir süre kuzey'e ilerleyişimiz, daha sonra bir ara Sinan'ın "lan oğlum yanlış yöne gidiyoruz" diye suçlayıcı bir ses tonuyla yaptığı tesbit, benim Beykoz'un oralardan yaptığım harmandalı, ve nihayet güney'e ilerleyiş var.
Due: Özkan ile Sinan, bindiğimiz "şey"e tekne dedikleri için benim da ağzım öyle alıştı. Aslında bana sorarsanız içten takma bir motorcuk ile donatılmış bir küvet kabası.
Trez: Balık tutma faaliyeetinde rol dağılımı şöyle: Özkan dümen tutuyor, Sinan balık tutuyor, ben ise Sinan'ın "counterweight"i olarak çalışıyorum. "Sinan sağa, ben sola" gibi. Böylelikle evde zaman zaman merdiven fonksiyonu görmemin yanında bindiğimiz kayıkta da "ağırlık" fonksiyonu görerek şu fani dünyada ben de kendime göre bir katma değer yaratmış oluyorum.

İlk iki tanesi sislerin içinden çıkagelen Ukrayna harp gemisinin bizi kılpayı ıskalaması sonrasında oluşan dalgaların "tekne"mizi neredeyse alabora etmesi sırasında olmak üzere, öğlene kadar cem'an oniki tane palamut tuttuk.(Tamam tamam, "tuttular".) İki tanesi iri (beheri 1 kilo civarında), altı tanesi büyükcene, dört tanesi ise çelimsiz. Keyfimiz keyka, öğlen Özkan bizi Beykoz'da bir yerlerde sahile bıraktı, kendisine bir tane bile balık vermedik(daha doğrusu "almadı", bir gün evvel ondört tane palamut tutmuş), atladık bir taksiye, "kemençe eşliğinde ramazan temalı laz ezgileri" dinleyerek batmobil'i bıraktığımız yere geldik.

Evlere varmadan önce akşama balıkları birlikte "götürmeye" karar verdik, bu hain planımızı fiiliyata dönüşebilme umudu, ancak ve ancak bizlerin bunu zaaarif eşlerimize önermek yerine ortamı hazırlayıp masum(challenge!!!) bakışlarla ortalıkta bulunmamız şeklinde olabileceğinin bilincine vakıf olmuş "yeteri kadar süredir evli" eekekler olarak olaya "low key" yaklaştık. Sinan'ların evinin önünde, Sinan'ın zaaarif eşinin bizleri görüyor ve duyuyor olmasını garantiye aldıktan sonra balıkları acıklı simalarla paylaştık, ben payıma düşen balıklarla ayrılıyordum ki tecrübemiz ürününü verdi: Sinan'ın zaaarif eşi" akşama gelin balıkları birlikte yiyelim" dedi. Yeni evli insan yöntemi daha öğrenememiştir bile, orta tecrübeli evli insan olsa söylenene "cup" diye dalıp "geliriz" deyiverir. Ancaaak bizler ciddi tecrübe kazanmış evlileriz, yapılan teklifi ağırbaşlılıkla dinleyip "valla bu plan program işlerinde bizim evde benim sözüm geçmez, siz hanımlar aranızda konuşun, neye karar verirseniz ben uyarım" diye doğru cevabı verip, payıma düşen balıkları alıp bükük bir boyun ile, en masumane bakışımı takınarak oradan uzaklaştım.

Ben eve varıncaya kadar Sinan'ın zaaarif eşi ile benim zaaarif eşim telefonda konuşup akşama balıkları Sinan'larda iyi etmeye karar vermişler, ben de derhal payıma düşen balıkları tekrar gerisin geri Sinan'lara götürüp bıraktım.

Cumartesi akşamı balıkları boy sırasına dizip en iri sekiz tanesini mangalda yaptık (mangalda yaptık=Sinan pişiriyor, ben goy goy yapıyorum), afiyetle yedik, en çelimsiz olan dört tane palamut arttı, ayrılırken elime tutuşturdular, "sen bunlarla birşeyler yaparsın" dediler.

Ve pazar günü ben bu çelimsiz palamutlarla "birşeyler" yaptım:

Palamut pilaki the challenging but güzel way:

Palmutlar kafaları üzerinde bırakacak şekilde güzelce temizlenir, üzeri zinhar çizilmez, tepsiye karınları birbirine bakacak şekilde baş-bacak yatırılır.

Büyük bir beyaz soğan yemeklik gibi doğranır, çukur bir tabağa konur, birkaç diş sarımsak dörder beşer parçaya bölünerek soğanlara katılır. Üzerine biraz tuzot, biraz karabiber, biraz soya sosu, bir çay kaşığı kadar toz şeker, ve mebzul miktarda zeytinyağı ilave edilir(ince kıyım maydanoz da ilave edilebilir), bu karışım güzeeelcene birbirine yedirilir ve palamutların karınlarına doldurulur. Domatesler yuvarlak yuvarlak kesilip palamutların üstüne yerleştirilir. Domatesin bolcana olması iyi olur(su salacak). İlave bir kuru soğan alınır, bütün halkalar şeklinde kesilir, halkalar domateslerin üzerine serpiştrilir. Üzerine az zeytinyağı gezdirilir, az tuzot ve çok az toz şeker serpiştirilir. (Hiç su koymadığımı ayrıca belirteyim, domates su salacak, suyu emecek patates gibi bir şey yok yemekte, o halde su ile işi "sulandırmanın" alemi yok)

Yaklaşık 200 dereceye ısıtılmış fırında yarım saat ile kırk dakika arası pişirilir.

Fırından alınır, bir süre hayran hayran seyredilir.

Sooonra, gözler devşirilerek huşu içinde yenir, afiyet olsun.

(palamutu "takoz" şeklinde keserek de pilaki yapılır, ancak o zaman tadının çoğunun suyuna geçeceğini baştan bilip taze ekmek ile tedbir alınması gerekir, benim bu önerdiğim usulde palamutlar bütün olarak durduğundan tadı daha çok balığın içinde kalır. Pilakiyi pişirirken üzerine traş limon da konulabilir, ancak benim önerim eğer balığınızın taze olduğundan eminseniz lezzeti yerinde olacaktır, limon koymadan bir deneyin derim.)

Sevgiler

Turgut Uzer '76

Damgalı Beyamca

Önceki / Previous Geri Dön / Back Sonraki / Next