İlk iki tanesi sislerin içinden çıkagelen Ukrayna harp gemisinin
bizi kılpayı ıskalaması sonrasında oluşan dalgaların
"tekne"mizi neredeyse alabora etmesi sırasında olmak üzere,
öğlene kadar cem'an oniki tane palamut tuttuk.(Tamam tamam,
"tuttular".) İki tanesi iri (beheri 1 kilo civarında), altı
tanesi büyükcene, dört tanesi ise çelimsiz. Keyfimiz keyka, öğlen
Özkan bizi Beykoz'da bir yerlerde sahile bıraktı, kendisine bir tane
bile balık vermedik(daha doğrusu "almadı", bir gün evvel
ondört tane palamut tutmuş), atladık bir taksiye, "kemençe eşliğinde
ramazan temalı laz ezgileri" dinleyerek batmobil'i bıraktığımız
yere geldik.
Evlere varmadan önce akşama balıkları birlikte "götürmeye"
karar verdik, bu hain planımızı fiiliyata dönüşebilme umudu, ancak
ve ancak bizlerin bunu zaaarif eşlerimize önermek yerine ortamı hazırlayıp
masum(challenge!!!) bakışlarla ortalıkta bulunmamız şeklinde
olabileceğinin bilincine vakıf olmuş "yeteri kadar süredir
evli" eekekler olarak olaya "low key" yaklaştık.
Sinan'ların evinin önünde, Sinan'ın zaaarif eşinin bizleri görüyor
ve duyuyor olmasını garantiye aldıktan sonra balıkları acıklı
simalarla paylaştık, ben payıma düşen balıklarla ayrılıyordum ki
tecrübemiz ürününü verdi: Sinan'ın zaaarif eşi" akşama
gelin balıkları birlikte yiyelim" dedi. Yeni evli insan yöntemi
daha öğrenememiştir bile, orta tecrübeli evli insan olsa söylenene
"cup" diye dalıp "geliriz" deyiverir. Ancaaak
bizler ciddi tecrübe kazanmış evlileriz, yapılan teklifi ağırbaşlılıkla
dinleyip "valla bu plan program işlerinde bizim evde benim sözüm
geçmez, siz hanımlar aranızda konuşun, neye karar verirseniz ben
uyarım" diye doğru cevabı verip, payıma düşen balıkları alıp
bükük bir boyun ile, en masumane bakışımı takınarak oradan uzaklaştım.
Ben eve varıncaya kadar Sinan'ın zaaarif eşi ile benim zaaarif eşim
telefonda konuşup akşama balıkları Sinan'larda iyi etmeye karar
vermişler, ben de derhal payıma düşen balıkları tekrar gerisin
geri Sinan'lara götürüp bıraktım.
Cumartesi akşamı balıkları boy sırasına dizip en iri sekiz
tanesini mangalda yaptık (mangalda yaptık=Sinan pişiriyor, ben goy
goy yapıyorum), afiyetle yedik, en çelimsiz olan dört tane palamut
arttı, ayrılırken elime tutuşturdular, "sen bunlarla birşeyler
yaparsın" dediler.
Ve pazar günü ben bu çelimsiz palamutlarla "birşeyler"
yaptım:
Palamut pilaki the challenging but güzel way:
Palmutlar kafaları üzerinde bırakacak şekilde güzelce
temizlenir, üzeri zinhar çizilmez, tepsiye karınları birbirine
bakacak şekilde baş-bacak yatırılır.
Büyük bir beyaz soğan yemeklik gibi doğranır, çukur bir tabağa
konur, birkaç diş sarımsak dörder beşer parçaya bölünerek soğanlara
katılır. Üzerine biraz tuzot, biraz karabiber, biraz soya sosu, bir
çay kaşığı kadar toz şeker, ve mebzul miktarda zeytinyağı ilave
edilir(ince kıyım maydanoz da ilave edilebilir), bu karışım güzeeelcene
birbirine yedirilir ve palamutların karınlarına doldurulur.
Domatesler yuvarlak yuvarlak kesilip palamutların üstüne yerleştirilir.
Domatesin bolcana olması iyi olur(su salacak). İlave bir kuru soğan
alınır, bütün halkalar şeklinde kesilir, halkalar domateslerin üzerine
serpiştrilir. Üzerine az zeytinyağı gezdirilir, az tuzot ve çok az
toz şeker serpiştirilir. (Hiç su koymadığımı ayrıca belirteyim,
domates su salacak, suyu emecek patates gibi bir şey yok yemekte, o
halde su ile işi "sulandırmanın" alemi yok)
Yaklaşık 200 dereceye ısıtılmış fırında yarım saat ile kırk
dakika arası pişirilir.
Fırından alınır, bir süre hayran hayran seyredilir.
Sooonra, gözler devşirilerek huşu içinde yenir, afiyet olsun.
(palamutu "takoz" şeklinde keserek de pilaki yapılır,
ancak o zaman tadının çoğunun suyuna geçeceğini baştan bilip taze
ekmek ile tedbir alınması gerekir, benim bu önerdiğim usulde
palamutlar bütün olarak durduğundan tadı daha çok balığın içinde
kalır. Pilakiyi pişirirken üzerine traş limon da konulabilir, ancak
benim önerim eğer balığınızın taze olduğundan eminseniz lezzeti
yerinde olacaktır, limon koymadan bir deneyin derim.)
Sevgiler
Turgut Uzer '76
Damgalı Beyamca
