Palamut

Önceki / Previous Geri Dön / Back Sonraki / Next

Mevsim palamut mevsimi :

Batı Karadeniz'de bir süre birlikte balığa çıktığım ("birlikte balığa çıkmak"=onlar balık tutuyorlar, ben goygoy yapıyorum) yarı profesyonel balıkçılar ("yarı profesyonel balıkçı"=Adam'ın köyde evi ve toprağı , sahilde de küçük bir teknesi var. Hem toprağı ile uğraşıyor, hem balığa çıkıyor, kendi ihtiyacından fazla balık tuttuğunda satıyor) "balık" dedikleri vakit sadece "palamut"u kastediyorlar.

Diyelim adam duruyor duruyor "Ağustos'un 20'si gibi balık başlar" diyor, "yahu daha bu sabah balık tuttuk ya" diyorum, "onlar balık'tan sayılmaz, palamut değil" diyor.

Bu küçük tekne'li "yarı profesyonel" balıkçılar yaz boyunca akşam ağ atıp bırakıyorlar, sabah güneş fazla yükselmeden ağları topluyorlar, temizliyorlar, eğer kendilerine yetecekten fazla balık tutmuşlarsa durumdan anlaşılmaz bir şekilde haberdar olmuş olup sahilde bitiveren madrabaz'a("madrabaz"=balık aracısı, balık tutandan alıp balık parekendecisine, bazen de toptancısına satan) balık satıyorlar, daha sonra kendilerine yetecek balık ile köy'ün yolunu tutuyorlar, balık cinsi ne olursa olsun balığı tava yapıp yiyorlar (kahvaltı!!), bir kısmını da tenekeye tuz ile basıyorlar, daha sonra ya sahile tekrar gelip ağ tamir edip hazırlıyorlar, ya da toprakları ile ilgileniyorlar.

Ağustos'un ikinci yarısında, en geç Eylül'ün başında, onların tanımıyla "balık" başladığında(küçük tekneler balık yasağı kapsamına değil, dolayısıyla balık yasağı tarihi önem taşımıyor) bu rutin biraz değişiyor, palamut başlamasıyla birlikte akşamüstü denize açılmak üzere gelen köylüler tedarikli geliyor. Üstüste giyilmiş birkaç tane kazak, muşamba yağmurluk, sigara, köy ekmeği, peynir, zeytin falan. Denize açılıyorlar, sabaha kadar, yaklaşık iki saatte bir, ağ atıp topluyorlar. Genellikle her teknede üç kişi oluyor, nöbetleşe iki kişi çalışıyor, bir kişi uyuyor. Ha bir de ben, ne çalışıyor ne de uyuyor.

Bütün gece boyunca ağ atıp toplama işi balığın (=palamut'un) kesilmesine kadar, aylarca sürüyor.

Halen bilmediğim bir sebeple balıklar "çift" ile sayılıyor. Hadi benim bilmemem doğal ama benim balıkçı arkadaşlarım da nedenini bilmiyor. Daha da hoş bir şekilde , aslında nedenini merak da etmiyorlar, benim merak etmeme de fazla bir anlam veremiyorlar, onların tabiriyle "f" harfi yutularak "çit işte". (Birkaç spekülasyon yaptım: sandığa baş-bacak diziliyorlar, belki ondan çift deniyor, ancak spekülasyonlarım balıkçılar tarafından ilgi ile karşılanmadı)

Sabah sahile dönülüyor, "kaç çit?", diyelim "30 çit" deniliyor, katiyyen "60 tane" denmiyor. (aklınıza gelen sorunun cevabı : tek sayılar aşağıya yuvarlanıyor, neden ille de aşağıya bilmiyorum, belki built-in tevazu, nedenini onlar da bilmiyor, ayrıca merak da etmiyorlar, ancak benim niye merak ettiğimi merak ediyorlar)

Zamanla neden onların gözünde palamut'un yerini başka hiç bir balığın alamadığını anlıyorum:

Palamut, mevsiminde bol çıkan bir balık, eti tıkıç, doyurucu. İri bir palamutla bir aile doyabilir ama bir lüferle, iri bile olsa, bir aile doymaz.

Palamut'un pulu yok, ayrıca sudan çıktıktan sonra hiç huysuzluk yapmıyor. Ağa takılmış palamut sudan çıktığı zaman tuğla gibi duruyor, al balığı ağı çekmeye devam et. Palamut'tan daha küçük balılarda bile bu işlem bu kadar kolay değil. Diyelim İskorbit'in mücadelesi sudan çıktıktan sonra saatlerce devam ediyor, tabii ki önce İskorbiti ağdan ayırmak için ayrı bir mücadele gerekiyor, Kefal durup durup Sergei Bubka misali zıplayabiliyor, hele ki Lüfer'in sudan çıkarken bir bakışı var, "ben ettim sen etme" diyesi geliyor insanın, Lüfer'in dişleri ise bir ayrı korkutucu.

Neyse, palamut'un sudan çıkıncaya kadar olanki bölüm ihtisas sahama girmiyor, diyelim palamut sudan bir şekilde çıktı, sudan çıkan palamut ne yapılacak?

Bence palamut ya pilaki ya da tava yapılmalı.(Palamut'un büyüğü Torik ızgaraya da gelir, küçüğü "çingene palamutu" bana kalırsa hiç bir şeye gelmez, olsa olsa mevsim başlangıcında nefis körletmeye yarar).

Pilakisi bol soğan ve az "domatis"le yapılıp bence bol taze ekmek tedarikiyle soğuk yenir.

Tavası ise kaba çekilmiş mısır unu ile çok güzel olur. Hem tadı çok güzel olur, hem de az yağ çektiğinden nizbeten az zararlıdır.

Palamut'un(ve esasen tava yapılacak her balığın) tavasının "kaba çekilmiş mısır unu" ile yapılması gerektiği inancımın derinliğini göstermesi babından bir bilgi: bir seferinde Kandıra'da "kaba çekilmiş mısır unu" bulamadıktan sonra "burası ne biçim Karadeniz?" diye söylene söylene Kandıra'nın tek değirmenini sora sora bulduğumu, değirmenin "kapısı duvar" vaziyette olduğundan bu sefer değirmenci'nin evini sora sora bulduğumu, adamın "değirmeni çalıştırırsam asgari iki üç çuval üretmem lazım, elimde kalır, satamam" demesi üzerine "sen değirmeni çalıştır, ürettiğin asgari 'kaba çekilmiş mısır unu'nun tamamını ben alırım" dediğimi,değirmende üretilen 80-90 kilo kadar mısır ununun yarım kilo kadarını güzeeelcene bir kavanoza koyduktan sonra gerisini dağıtabildiğim kadar eşe dosta dağıtmıştım.

Turgut Uzer (76)

Önceki / Previous Geri Dön / Back Sonraki / Next