(Mangal için genel kural: elinize bulaşanları özenle
blue-jeaniniz veya şortunuzun arka cebine silin. Bu hareketin üzerinizi
başınızı kirlettiğini ve bunun yapılmaması gerektiğini söyleyecek
olanlar olursa, onlara, mangal’ın ancak bu şekilde iyi olacağını
söyleyin. İnandırıcı olma ihtimalini görüyorsanız beni referans
gösterebilirsiniz.)
TU 07/97

Haddim olmayarak ben de birşeyler eklemek istiyorum. Haddim
olmayarak diyorum, Turgut Bey'in benim yaşım kadar neredeyse mangal
tecrübesi vardır ama benim için de yemek yapmak ve alev/ateş
seyretmek geçiçi olmayan zevklerden.
Mangalda balık yapılacaksa benim tercihim hiçbir zaman kömür ateşi
(hani o heryerde satılan meşe kömürü) olmamıştır. Onun yerine
kurumuş zeytin ağacı odunu ya da zeytin ağacı kökünü tercih
ederim. (Ummm, bu civarda bulmak imkansıza yakın ama ben her gittiğimde
Bodrum'da bulabiliyorum).
Yukarıda bahsedilen malzeme önce yakılarak kömüre dönüştürülür
ve ondan sonra balık pişirmeye hazır hale gelir.
Balığı çift taraflı ızgarada pişirmek yerine ateşin üzerine
koyulan tek taraflı ızgarada pişirmeyi daha çok severim. Ancak bu ızgaranın
parmaklarının kalın olması gerekir. (Alttan ateşi direk olarak görmek
yerine ızgaranın metali ısınacak ve öyle pişecek)
Bu ızgaranın iyice ısınması için, ızagarayı, hani yukarıda
bahsettiğimiz odunlar vardı ya işte onlar alev alev yanarken üzerinde
bekletmek, ısıtmak gerekir.
Ateş kendine geldiğinde (ya da kendinden geçtiğinde, kısacası
alev bitip koz kaldığında) ızgara mangalın üzerine yerleşitirlir
ve az zeytinyağ, ikiye kesilmiş kuru soğan ile her tarafı bir güzel
silinir. Böylece hem biraz önceki ısıtma işleminden kalan is/kurum
silinir hem de balığın yapışması önlenir.
Eğer mümkün ise yukarıda belirtilen işlemlerin daha önceden
mangalda bırakılan küllerin üzerinde yapılması daha da faydalıdır.
(Mecazi anlamda değil, "literally" mangalda bırakılan kül).
Böylece bu küller de ısınır ve mangal keyfi çoook daha az yeni
odunla çoook daha uzun sürer. (Her ne kadar konumuz ekonomi değilse
de yakacak özel malzemeyi bulmak zor olunca dikkatli olmak zorundayız
değil mi)
Eğer ızgara kozun üzerine konduğunda koz daha çok tazeyse balıklardan
önce şöyle 2-3 tane patlıcan koymanın faydası vardır. Balığın
yanında yemek üzere patlıcan salatası güzel olur.
Patlıcanlar da olduktan sonra kılçığına dik 2-3 kesik atılmış
balıklar kuyruğundan tutulup ızgaranın parmaklarına paralel bir şekilde
ızgaraya koyulur ve ileri geri azıcık oynatılır, kuyruk bırakılmadan.
Artık balık kolay kolay yapışmayacaktır ızgaraya.
Balığı mümkün olduğunca az çevirerek pişirmek gerekir ki
haybeye bozmayalım formunu. Bu arada pişirdiğimiz balığın özelliklerini
de bilmek gerekir.
Mesela, deniz mi, çiftlik mi bilmek her zaman gerekli. Şöyle ki,
çiflikte yetişmiş balık biraz daha yağlı olur. Izgaraya yapışmaz.
Ama deniz balığı çiftliğe göre yağsız olur. Onun bir tarafını
çevirdiğiniz zaman az biraz yağ eklemek gerekebilir.
Çift taraflı ızgara ile asma yaprağında sardalya / istavrit güzel
olur. Taze asma yapraklarını ızgaranın bir tarafına dizip, üzerine
bir sıra balık ve bir sıra daha asma yaprağı dizdikten sonra ızgarayı
kapatırsınız. Sonrası malum, ateşin üstünde.
Dedim ya, haddim olmayarak biraz şeettim.
Haa, bir de, balığı rakıda yüzdürüp, helva ile öldüreni,
limonu balığa değil, rokaya sıkanı da ayrı severim.
Özer

Gerçekten harika. Ben kendime mangaldan anlarım diyordum ama, kömürün
cinsine kadar böyle ayrıntılı tarif edenler olduktan sonra benim
daha çoookk çalışmam gerektiği kesin.
Biraz önce sevgili Turgut'un uzun ve benim için son derece faydalı/öğretici
yazısını okuduktan sonra birşeyler yazayım demiştim, ama malum işteyiz
çalışıyoruz, cevap yazmaya fırsat bulamadan bu yazı da gelince
bilgisizliğimden dolayı mahçup oldum. Bir cevap yazmak farz oldu.
Grupta bu kadar usta olunca bir istEMbul toplantısını bu şekilde
icra etsek mi acaba diye bir tereddüde düştüm, ama Sevgili Nezih bu
yazıları bir kenardan izliyordur eminim.
Günü geldiğinde ustaları göreve davet eder diye düşünüyorum.
Selam ve sevgiler...
Cahit Sabır IE 80

....
Title: kiz muhabbeti
Turgut Uzer mangal'a doğru yapılan omuz ortayı göğsünde yumuşatıp
güzel bir yarım vole ile topu erkeklerin mutfak keyiflerine
(varolanların) doğru attı ya, o dakikadan beri biraz zaman bulsam da
ben de yazsam diye kıvrandım durdum. Bugün işte o gün.
Nedendir bilmem, çocukluktan beri yemek pişirmeye oldum olası bir
merakım vardır. Bu konulardaki acemiliğimi de annemin mutfağında
zaman zaman mutfağı yakarak (ciddi ciddi itfaiye gelmişti) attığım
için yalnız yaşadığım son 8 senedir kendimi geliştirdim
diyebilirim. Artık mutfaktan çıktığım zaman arkamda bir bulaşık
dağı bırakmıyorum, hatta pırıl pırıl bir mutfak kalıyor geriye.
Yemesi keyifli, hatta sevilen insanlarla paylaşılması çok daha
keyifli olan bu aktivitenin kendisinden de ciddi boyutta keyif alıyorum.
Ve artık ne ne ile güzel gider, herkesin bildiği o basit yemekleri
nasıl daha farklı hale getiririz, nasıl daha güzel şekillerde sunarız
onlara kafa yoruyorum boş zaman yaratabildiğim haftasonlarında. Aşağıda
bu haftasonu yapıp 10 kişilik bir denek grubu üzerinde test ettiğim
pilav tarifi var. Güzel bir et yemeğinin yanında çok güzel bir görüntü
ile sunabiliyorsunuz.
Önce bir adet bostan patlıcanı alınır. Kabuğu soyulur. Tavla
zarı büyüklüğünde kesilir. Sonra da bir güzel kızartılır. Aman
dikkat normal patlıcan kızartmasına göre cok daha kısa sürede kızarıyor,
yakmayın. Kızaran patlıcandan yapılmış tavla zarları kağıt
havlu üzerine alınır ve beklenir.
2 su bardağı pirinç 5-6 defa soğuk su ile yıkanır. Ne kadar çok
yıkanırsa pilavın tane tane olması o kadar çok garanti edilir.
Sonrasında ılık tuzlu suda 10 dakika kadar bekletilir bu yıkanan
pirinçler.
Bu arada, bu 10 dakikada 3-4 adet salatalık turşusu (kornişon
olacak ise daha fazla) yine tavla zarı büyüklüğünde dogranır ve
bir kenarda bekletilir.
Bir pilav tenceresine 2 yemek kaşığı kadar sıvıyağ (bazıları
pilavda sevmez ama ben inatla zeytinyağı derim) koyulur ve az biraz
kizdirilir. Tuzlu suda beklemiş pirincler bu tencereye alınır.
(Burada dikkat, öyle ya da böyle pirinçlerde su olacak, kızgın yağa
gelen su damlacıkları patlayıp çatlayabilir, korkmayın). Sürekli
karıştırarak pirinçler kavrulur. En son olarak üzerine 3 su bardağı
(standart pilav tarifi, 1 pirinç - 1.5 su) kaynar su eklenir ve az
miktarda tuz eklenir. Tencerenin kapağı kapatılarak kısık ateşte,
hiç karıştırmadan ve tencerenin kapağını açmadan pişirilir. Taa
ki pilavin üzeri göz göz olana kadar. (Eeee, nasıl görecez onu
diyenler için cam kapaklı tencereler önerilir, ya da yaklaşık 18-20
dakika bir süre verilebilir).
Bu 18 - 20 dakika içinde bir de ince ince dereotu kıyılır. Bir
kenarda bekletilir.
Yine bu 18-20 dakika içinde 2 adet orta boy domatesin kabukları
soyulur, rendelenir ve çok az zeytinyağı ile yüksek ateşte pişirilir.
Tencereden çıkarılmaz.
Pilav olduğu zaman normalde bir defa karıştırılıp demlenmeye bırakılır
ya, burada öyle olmaz. Pilav üçe bölünür. Bir parçası içinde pişmiş
domates rendesi olan tencereye alınır, iyice karıştırılır ve üzeri
kapatılarak 10 dakika beklenir.
Üçe bölünüp iki parçası kalan pilavın diğer bölümü
tencereden büyükçe bir cam kaba aktarılır, içine salatalık turşusundan
yapılmış zarlar atılır, bolca ince kıyılmış dereotu (kurusu da
iş görür) eklenir, karıştırılır ve üzeri açık olarak soğumaya
bırakılır.
Tencerede kalan üçüncü parçaya ise kızarmış patlıcanlar
eklenir. Karıştırılır ve çok az karabiber atılır. Tencerenin üzeri
kapatılarak 10 dakika kadar beklenir.
Şimdi elimizde 3 ayrı renkte (kırmızı, sarı/kahverengi ve yeşil)
pirinç pilavı var.
Büyükçe bir tabağa et yemeği koyulur. Yanına da her pilavdan birer
kaşık (ya da birer dondurma kepçesi, ya da birer küçük kap ile şekillendirilmiş
olarak) koyulur. Sunuma hazır.
Ben bu hafta sonu rostoyu yanında bu üç çeşit pilav ve kremalı
ıspanak püresi ile sundum. Millet masadan kalktığında birer ikişer
parmak eksikdi. Denemenizi tavsiye ederim. Kremalı ıspanak püresi
tarifi mi? O bir sonrakine artık.
Özer '94

Title: kiz muhabbeti
Hiç mangal yakan hanım gördünüz mü? Bi tanecik lüksümüz de o
olsun artık : ) Bu arada uygun bir haftasonu, istEMbul toplantılarından
birini böyle icra etmek fikrini de desteklediğimi belirtmek isterim.
Yağmurlardan fırsat bulursak yani!
Selam ve sevgiler
Nurgün Özdeş' 79

Title: kiz muhabbeti
özer, sen de erkeksin değil mi?!...
güzel tarifini deneyeceğim. seni okurken yorulanlara bari bir de
ben pilav tarifi yapııym dedim: bunun "çok meşgul" arkadaşlarımın
ilgisini çekeceğini sanıyorum. neden, çünkü ben de çok meşgulüm.
HIH !!
- marketten basmatı pirinci alınır. bu diğerlerine göre biraz
pahalı olmakla birlikte;
bir tencereye 2 bardak kaynamış içme suyu konulur. bir çay kaşığı
tuz, bir tatlı kaşığı safran (koymasanız da olur, koyarsanız
sapsarı olur ve çok güzel görünür), illa ki bir çorba kaşığı
tereyağ (çünkü şişman ve neşeli olmak iyidir) ve bir bardak
da pirinç (dediğim gibi, torbadan çıktığı haliyle) eklenir.
tencerenin kapağı kapatılmaz. açık vaziyette orta ateşte
delik delik olana kadar kaynatılır.
delik delik olunca karıştırılır, kapak kapatılır, ateş söndürülür
ya da çoook çok kısık edilir.
10-15 dakika beklenir.
bu kadar, bitti!...
Ayça A. Gençler '85

Sevgili Özer, ve diğer "yemek için yaşayanlar"
Pilav tarifin hem tad, hem de estetik olarak çok aklıma yattı,
bunu yakında deneyeceğim. Zannediyorum güzel bir kuzu kavurma veya
Dana kuşbaşılı macar gulaş veya bir incik fırında veya sarımsaklı
kuzu kol ile yakışır.
Daha önceki iletinde, mangalda zeytin ağacı kullanımı iyi bir
fikir. Şimdiye kadar denemişliğim yok, zannederim Ege bölgesi kökenli
bir yöntem olsa gerek. Kokusu herhalde çok güzel olur. Bu da
denenecek.
Bulunabildiği yerde, mangal'ı fıstık çamı kozalağı ile de
yakmayı öneririm. Fıstığın kokusu nefis şekilde yemeğe siner.
Bol kozalak'ı tepeleme dolduruyorsunuz, bir kibrit yeter, kendiliğinden
yanar. Közü biraz kısa ömürlüdür, dibinde kül olması ateşin ömrünü
arttırır. Özellikle köfte için öneririm.
Başka bir yöntem biraz zahmetli ama çeşit olsun diye söylüyorum:
yaklaşık bir metreküp veya daha fazla çok kuru olmayan (yani kokulu)
samanı yakıyorsunuz, alevi dindiğinde (çok çabuk yanar) közüne pişireceğiniz
balığı gömüyorsunuz. Umumiyetle kalın derili(=beyaz etli) balıklarda
bu yöntem ile buğulama/mangal karışımı ve çok güzel kokulu bir
yemek elde ediliyor.
"Külbastı" denen ızgara da benzer şekilde yapılır.
Dilimlenmiş, çok dövülmemiş, hatta mümkünse hiç dövülmemiş
dana antrikot, epey dinmiş olan kömür közüne gömülüyor. Pişme
kriteri çok basit: et, kömürü bıraktığında pişmiştir.
Ayrıca iki kilo ve daha üstü dana antrikot'ları bile tek parça
halinde taş fırınında pişirebilen bir herif varmış Beykoz sırtlarında.
Öyle bir pişirirmiş ki tek parça dana antrikotu, dışı nar gibi kızarır
ama yanmaz, içi de çok hafif pembemsi olmasına rağmen pişkin olurmuş.
Bu herifi yakinen tanırım, bendeniz oluyorum. İlgilenirseniz birara
tarifini verirrim.
Senin iletinde aynı konuya değişik yaklaşımların keyfini de
hissettim. Senin özene bezene çizdirttiğin balıkları ben kesinlikle
çizdirtmem. Esasen senin yöntemin daha çok kabul görmüş olanı,
onun için de balıkçılar, eğer kendilerini sıkı bir şekilde marke
etmezsen, caaart diye balığın yanını çiziyorlar (ve benim acı
laflarıma muhatab oluyorlar). Ben özellikle lüfer, kofana (ki esasen
aynı balıktır, sadece mezuniyet yılları farklıdır) nın yanını
kesinlikle çizdirtmem, içi iyi pişsin diye çok hafif ateşte, başında
yutkunmak suretiyle, ve çok sık çevirerek ( zaten onun için çift
taraflı ızgara) pişiriyorum. Yani çizilen balığın tadının bir bölümü
pişirilirken o çizikten akıp gidiyor diye bir saplantım var.
Şu ızgaraya koyarken kuyruğundan tutup sallama işini yazmakla çok
iyi etmişsin. Esasen bu yöntem sadece balık için geçerli değil,
her çeşit et mangal malzemesini de , ızgaraya konduğunda şöööle
bir ileri geri ittirerek yerleştirmek lazım, böylece yapışma riski
azalıyor.
Limonun balığa değil, rokaya tatbik edilmesi gerektiğinde
hemfikirim. İçinde yüzdürülmesini önerdiğin "rakı"
nedir anlayamadım?? Hani şu berrak bir sıvıya başka berrak bir sıvı
ekliyorlar, beyaz oluyor, o mu ki???
Turgut Uzer '76
