Döner Revisited

Önceki / Previous Geri Dön / Back Sonraki / Next

Görüyorum ki, başlangıçta konuyla alakası, kendisine "Döner ile ilgileniyorum, ne dersin?" dediğimde "Aaa, tabi, birlikte gideriz. İstersen Capitol'ün girişine gidelim, istersen Akmerkez'in girişine. Akmerkez'in girişindeki daha keyifli, elinle ittirmiyorsun bile. Görevliler bizi kovalayıncaya kadar eğleniriz" diyecek mertebede olan bir zat, imdiiii "bu iş şööle yapılmalı, bööle yapılmamalı" deyyu ahkam kesecek kıvama gelmiş.

(aha işte: "bu iş şööle yapılmalı, bööle yapılmamalı" diyen yazı için tıklayın)

La Fontaine'in malum "Ağustos Böceği ve Karınca" hikayesinde ileri sürülen öğretinin yalanlaması niteliğindeki muhatab kişinin arzuhalini huşu içinde okudum, bu cüret karşısında "La Fontaine halt etmiş, heyhaaaat" diyerekten teessür ve ızdırabımı umuma beyan ediyorum.

Konunun gelişimini,aslını esasını aşağıya ş'ettim. Vaktiniz varsa, ve eğer o vakitte yapacak daha iyi bir şeyiniz yoksa okuyun, takdir sizlerin. Sonuçta birimizden birini şu sıralar popüleritesi kayda değer merhale yapmış bulunan giyotin denen alete yollamaya karar verirseniz, ve de işlem tamamlandıktan sonra halen biz sırıtmaya devam ediyor isek bundan özel ve/veya bilimsel bir anlam çıkartmanıza gerek yok, biz mizahı çok ciddiye alan insanlarız.

(Bu arada, Sinan denen hamşoyu birbuçuk sene kadar öncesine kadar tanımamış olmam dolayısıyla kendimi şanslı addediyordum, geçen günkü "olağan lüzumsuzlukta" bir sohbetimiz sırasında bizim birbirimizi taa 1965 yılında tanımış olduğumuz ortaya çıktı. Benim Almanya'da Türkiye'ye yeni geldiğim sıralardı, Almancam ana dilim gibi, Türkçeyi zar zor konuşuyorum. Ankaradaki Alman kütüphanesi bir "Almanca Şiir Okuma" yarışması düzenleniyor. Ben Ankara Atatürk Lisesi Orta1'deyim, yabancı lisan dersi olarak "Almanca"yı seçerek beleşçilik yapmışım, Almanca öğretmeninin israrı ile bu şiir okuma yarışmasına katıldım. Hem öğretmen hem de ben bu yarışmayı benim kazanmama garanti gözüyle bakıyor idik. Öğretmenin, takıldığı yerlerde Almanca bilgime müracaat ediyor olmasını gözardı ederek, benim yarışma birinciliğimle övünme isteği herhalde varmıştır ama bu kısmını tam olarak hatırlamıyorum. Hatırladığım odur ki ben yarışma sırasında o kadar insanın karşısına çıkınca heyecanlandım ve şiiri pek güzel okuyamadım. Yarışmayı bir başkası kazanmıştı, ben ikinci olmuştum. Kazananı hiç hatırlamıyorum, ama sinir olduğumu çok net hatırlıyorum, kazanan Sinan'mış.)

Neyse, ne diyordum, "La Fontaine halt etmiş, heyhaaaat" , işte arzuhalim:

Tarihe "Turdöntezgaher-1 bozgunu" olarak geçen vakayı daha önce anlatmış ve yazıyı "Döner işi meğer ihtisas işiymiş" diye bitirmiş idim (yazıyı temaşa etmek isterseniz tıklayınız). O günlerde yazının son cümlesine uygun bir hareketle döner yapımından vazgeçeyim diye düşündüm, bu düşüncemi Renan komutana açtığımda çok memnun oldu, "Her şeye rağmen sanki sonunda aklın başına gelecek diye düşünüyorum bazen(Renan genelde iyimser bir insandır), çok doğru düşünmüşsün, senin neyine dönerle mönerle uğraşmak, ne zaman döner yemek istesek dönerciye gider alasını yeriz" dedi.

Boynum bükük, yıldızım düşük bir vaziyette ortalığa karanlık karanlık bakarkene ihtiyacım olan "motivation", "inspiration" ve dahi diğer bilumum olumlu "...tion"lar, "öbür HBB" Sinan (Terek)'dan geldi. "Sen böyle sorunlardan yılacak insan değilsin, aslansın kaplansın" falan dedi, beni bir güzel doldurdu, kendisine hak verdim ve tekrar oturdum tasarım masasının başına. Tasarım çalışmasına tekar başlamadan önce ise Sinan'dan "döner ekipmanı nasıl olmalı" temalı bir "lecture" aldım. (HBB'liğin sayısız faydalarından biridir: bir konuyu "bilmek", hakkında ukalalık yapmak için konunun içinde olmak gerekmez, konu ana başlığı etrafında argümanlar, fikirler, görüşler daima hazırdır, sorun ve hemen cevap alın, son derece basit bir "pushbutton operation" dır HBB'den bilgi almak).

Bu gelişmeler olurken Renan da "her şeye rağmen sanki sonunda aklımın başıma geleceği" gibi yersiz ve absürd bir düşünceden tekrar vazgeçti, beni kendi halime bıraktı.

Turdöntezgaher-1 tasarımının hayata geçirilmesi ile edindiğim bütün tecrübeyi yeni tasarıma yansıtarak "Turdöntezgaher-2" nin ana hatlarını birkaç haftada çıkarttım.

Notlarımı çizimlerimi koltuğumun altına alıp Kasımpaşa'ya gittim, gözüme kestirdiğim genç ve akıllı bir profesyonel mutfakçı ile oturdum, aramızdaki çiftli tezattan yararlanarak tasarımım üzerinde bilgi alış verişinde bulunduk, aldığım çok kıymetli bilgileri de tasarıma yansıttık, "Turdöntezgaher-2"nin yapımı Eylül ayı başlarında başladı, ay sonunda tamamlandı.

Bu arada döner'in malzemesi ve marinasyonu ile ilgili ihtisas sahibi insanlarla planlı programlı görüşmeler yaptım, notlar tuttum, laboratuvarda (...pardon "mutfakta" olacaktı) denemeler yaptım, edindiğim bilgileri kendi deneyimimle yorumladım, sonunda beni tatmin edecek bir dizi formülü(reçeteyi) geliştirdim.

Geçen hafta başında "tanrılar" beklediğim işareti verdi: havayı koklayan adam "hafta sonunda hava iyi olacak" dedi.

Derhal hazırda tuttuğum planı "unfold" ettim.

Renan'a son derece "low key" bir şekilde"hafta sonunda hava iyi olacakmış, birkaç kişiyi yemeğe davet etsek" dedim. Konunun "low key" gelişinden arkasında çoook daha büyük birşeyler olduğunu 18 yıllık evlilik tecrübesiyle "küt" diye anlayan sevgili zevcem böyle bir davetin gereksizliği ile ilgili bana son derece sağlam argümanlar sıralamaya başladı, ben de 18 yıllık evlilik tecrübemle kendisine hak verip sessiz sessiz söylediklerini onaylayarak dinledim, tüm argümanlar tükenip tamamı tarafımdan onaylandıktan sonra bir sessizlik oldu, ve beklediğim gibi "ikinci dalga" halinde bu sefer böyle bir davetin olabilmesi için nelerin yerine getirilmesi gerektiğinin bitmez tükenmez listesi dökülmeye başlandı komutanlık makamından. Bu listenin sayılmasının esas gayesinin niyetlendiğim işin gereksizliği konusunda beni ikna etmek olduğunu görmezlikten gelerek "yerine getirilmesi gerekli şeylerin" tamamına kendime göre çözümler üretmeye başladım(HBB'liğin nimetlerinden). Komutanlık makamına sunduğum çözüm önerilerinin hiç birinin tutar bir yanı olmadığı konusundaki "self-awareness"imi pis bir gülümseme ile gizlemeye çalışarak "case" konusunda inandırıcılığımı sağlamaya gayret ettim.

En sonunda komutanlık "nereden buldum bu herifi" diye X'inci defa düşünerek "peki bari" dedikten sonra "Turdöntezgaher-2" harikasını salı günü eve yolladım. Akşam eve geldiğimde Renan'ın, daha kapıda "bugün boşanma avukatı aramayı düşündüm" demesinden tezgahın eve sağ salim vardığını anlamış oldum, yüzüm ışıdı.

Sinan efendiyi döner tezgahının başına dikmeye son derece kararlı olarak 4-5 aileden (Çoluk çocuk ceman 20 kişiden fazla) oluşan bir "kurban listesi" düzenlemiştim. Kurban listemde Turdöntezgaher-1 bozgunu ile neticelenmiş bulunan olayda omuz omuza mücadele etmiş bulunduğumuz ekip üyelerinden kimseyi koymadım, böylece de "hadi bize döner yemeğe gelin" desem suratlarının alacağı şekil ile yüzleşmek durumunda kalmadım. Düzenlemiş bulunduğum 4-5 ailelik listeyi komutanlık makamına arz ettim, neyse ki kendisi "yeniden görüşülmek üzere" listeyi iade etmedi, onayı müteakip listedekileri hafta sonu bizde döner yemeğe davet ettim. Bahsi geçen konunun potansiyel risklerinin farkına vardılar ama yine de hepsi kaderlerine razı bir şekilde, "ne yapalım, gelelim bari..." gibi coşkulu cümleler geveleyerek daveti kabul ettiler.

Perşembe günü Celil usta ile oturdum, normal olarak "trenç" olması beklenen et'in cinsini "kontrfile" olarak karar verdik. Kontrfile'nin trenç'ten daha lezzetli olmasından yararlanmam gerekir diye düşündüm, kontrfilenin daha lifli olmasının döner kesiminde oluşturabileceği mahsuru ise kuvvetli bir marinasyon ile çözme yoluna gittik. Nefis bir kontrfileden elde ettiğimiz yaprakları çok bol soğan suyu, yoğurt, bol kekik, bol karabiber, az sirke ve tuz'dan oluşan marinasyona, pazar sabahına kadar(iki-ikibuçuk gün) yatırdık. Döner inşasında kullanılacak diğer malzemeyi ise kuzu sırtı ve kaburga gömleğinden kaba kıyma, ve kuyruk yağı olarak karara bağladık.

"Her ihtimale karşı", yemek listesinde "takviyeli" davrandık:

Zey.Yağ.Taz.Fas. (Biz ODTÜ'de öğrenciyken, yani bir kaç yıl önce, kafeteryada çıkan yemek teksir kağıdına basılır, kafeterya girişinde bir yere konurdu. Yandaki ifade, zeytinyağlı taze fasulye çıktığı günlerde kullanılan ifadedir, benzer şekilde tereyağlı pirinç pilavı çıktığında "Ter.Yağ.Pir.Pil." diye ifade edilirdi.)

Patlıcan Zalata
Yeşil Zalata
Mısırlı ve Mısırsız Pilav
Budala Kebap'lı El Kıyması Şiş Köfte
Döner "kısmetse"

Falan şeklinde zengin bir liste hazırladık. Tekel'in "Buzbağ" ve "Gamay" şarapları ile de menüyü "ıslattık".

Bizim "takviyeli" liste yetmezmiş gibi, döner'in başarısız olma ihtimalini göz önünde tutan kıymetli davetlilerimiz, her biri eline bir kab yemek almış, "...Mücver getirdiiiim..." falan gibi şirin ve masumane ifadelerle aç kalmamayı garanti altına alma gayreti içine girince oldu bizim sofra bir "padişah sofrası".

Ve en baş köşede kallavi bir dört kiloluk döner, "Turdöntezgaher-2"nin şevkatli kollarında yerini aldı.

Efendim, Turdöntezgaher-2, LPG ile ısıtılan volkanik taşlı bir tezgah. Açılır kapanır "unique" pencere kanatları ve ağır demir döküm radyant gövdesi sayesinde çok etkili bir "uzaktan pişirme" kabiliyeti var. Bu şekilde önce döneri ısı kaynağından uzakta tutarak dışını tamamen kızartmadan içini bir saat kadar süreyle bir miktar pişirmek, servise geçileceği zaman ise döneri ısı kaynağına biraz yaklaştırarak dış yüzeyi kızardıkça keserek servis yapmak mümkün. İkinci bir bölgesi ise yine volkanik taşlı bir mangal tezgahı olarak tasarlandı. Tüm tevazumla söylüyorum:bir tasarım harikası.

Sinan ile tezgahları "fire-up" ladık. Dönerimizi önce ateşten uzağa konumlandırdık, dönerimiz önce terledi, daha sonra yağları ufak ufak erimeye başladı, dönerin yüzeyinden aşağıya doğru inerlerken cızır cızır sesler çıkmaya başladı. Müşterilerin topu birden aç kediler gibi etrafımızda dolanmaya başladı.

"Şartlar elverdiğinde" döneri ısı kaynağına biraz yaklaştırdık ve Sinan kesime başladı.

Adam ömründe ilk defa eline döner bıçağıyla masat alıyor, ve ömründe ilk defa dönere, döner dikey vaziyetteyken değiyor. Ve fakat amma ve lakin sanki adamın ömrünün son yirmi yılı döner tezgahı başında geçmiş gibi(bu da HBB'liğin nimetlerinden). Eline bir yakıştı ki sormayın. Kesim'in ilk yarım saatinin sonunda Sinan, bundan önceki hayatlarının en az bir tanesinde dönerci ustası olmuş olduğuna kanaat getirdi, ben de hararetle bu tesbite katıldım.

Dört kilo döneri insafsızcana yedik.

Yaptığımız Döner'in lezzetini tarif etmeye kelimeler kifayet etmez. Mezalime katılan arkadaşların tamamı şimdiye kadar bu kadar güzel bir döner yememiş olduklarını itiraf ettiler. Bu zırtapozların bizim gibi mütevazi HBB'lerin gördükleri görmedikleri her çeşit açığını sonuna kadar sömürerek bizlerin"bildiğimiz konular" konusunda şüpheye düşmemizi sağlamak, dolayısıyla HBB'liliğimize halel getirmek için her fırsatı kullanan insanlar oldukları göz önüne alındığında itiraflarının samimi olduğuna inanmak gerekir diye düşünüyorum. Belki de en inandırıcı yorumlar, düşündüklerini "pat" diye söyleme konusunda hepimizden daha pervasız olan çocuklarımızdan geldi. Çocuklar dönerimize bayıldı. Sinan'ın büyük kızı, tipik bir dişi bakış açısıyla "baba madem böyle bir döner yapabiliyordun neden şimdiye kadar yapmadın?" diye Sinan'ı azarladı.

Tezgah başındakilerin makus talihi olarak Sinanla ben elimize pek bir tabak alamadık, ama nasılsa ve nedense bayağı bir doymuşum.

Arada dönerin tadına faraşın içindeki parçaları elle yiyerek baktık hepsi o kadar.

Turdöntezgaher-2 nin açılış töreninde çekilen resimler için tıklayınız.

Sevgiler
Turgut

Önceki / Previous Geri Dön / Back Sonraki / Next