
Döner yapımı hakkında lüzumsuz bir yazıdır:
Mevcut mebzul miktardaki takıntıma önemsiz bir ilave sayılabilecek
"ben döner
yapmalıyım" takıntısı bana "geleli"
yaklaşık bir yıl oluyor. Yaklaşık bir yıldan beri nerede bir döner
tezgahı görsem yan gözle incelemeye alıyorum. Ne tür bir tezgahtır,
nasıl bir döner takılmıştır, amcam bu aleti nasıl çeviriyor, nasıl
kesiyor heç bir teferruatı kaçırmamaya çalışarak inceliyorum. Dönerciye
gidiyoruz, ben tezgahı görebileceğim bir yere oturmaya gayret
ediyorum, herkes ordan burdan muhabbet ederken ben "çalışıyorum".
"Ben döner yapmalıyım" takıntımı Renan komutana açtığımda
"Turgut başımıza şimdi bir de döner tezgahı çıkarma"
diyerekten bana destek oldu. Profesyonel lokantacı-aşçı arkadaşım
Nizam'a konuyu açtım, "döner işi ihtisas işidir, iyi döner
yapmak için üzerinde uzun süre çalışmak gerekir, onun için döner
ustaları ayrı olur, adam sadece döner yapar, döner uzun ve karışık
iştir, ben bile uğraşmıyorum, sen de vazgeç" dedi, böylece
"ben döner yapmalıyım" takıntısı "ben muhakkak döner
yapmalıyım" saplantılı takıntısına dönüşmesi için uygun
ortam yaratılmış oldu.
Fabrikadaki aşçıya "ben döner yapmak istiyorum" dedim,
"ne zaman isterseniz söyleyin yapalım" dedi. "Yok hayır,
ben evde döner yapmak istiyorum" dedim "tamam, siz bize zamanını
söyleyin, hazırlayalım gelelim sizin evde yapalım" dedi.
"Yahu bu işi ben yapamaz mıyım?" dedim, "yapamazsınız"
dedi. Celil ustaya kötü kötü baktım, "ille de denemek
isterseniz bari ben yardımcı olayım" dedi, "tamam"
dedim.
Istanbulda profesyonel mutfak ekipmanı ve malzemesi satan dükkanların
herhalde tamamı bir tek caddede toplanmış vaziyette. Oraya defalarca
seferler düzenledim, konu hakkında bilgimi derinleştirdim.
Döner tezgahları kapasite gereksinimine göre tek gözlü'den dört
gözlüye kadar olabiliyorlar. Mekanik aksamda bazı farkılılıklar
olabilmekle birlikte esasen işin kavramsal tarafı(concept) fazla bir
farklılık göstermiyor. ısı kaynağı olarak LPG, elektrik, veya
odun kömürü kullanılabiliyor. LPG'yi direkt olarak kullanmak mümkün,
veya volkanik taşları ısıtmak suretiyle de mümkün. LPG sistemi en
ucuz proses, hızlı pişiriyor, ancak pişirmesi yüzeysel. Elektrikli
sistem daha yavaş pişiriyor, ancak sadece yüzeyi değil, iç
tabakaları da pişiriyor, kömür sistemi en iyi pişireni, ancak hem
yavaş hem de köz besleme vs gerektirdiğinden zahmetli ve pahalı bir
seçenek.
Dönerin hazırlanışında ise, hedeflenen sonuca ciddi göre farklılıklar
gösteren reçeteler var. Klasik döner tiplerinin tamamında dana ve
kuzu eti birlikte kullanılıyor, dana'nın trenç bölgesi, kuzunun ise
"boşluk" "gömlek", "kaburga" (kıyma için)
bölgeleri en çok kullanılan kısımlar. Döner reçetelerinin çoğunda
dana eti yaprak olarak kullanılıp bire iki veya bire üç oranında
dana-kuzu karışımı kıyma ile "harçlanıyor". Kıyma,
"orta ayna" dan çekiliyor, yani hafif kabacana bir kıyma. İnce
harç olarak kıyma kullanılacaksa orta aynadan iki defa çekiliyor.
"Yaprak Döner" de ise kıyma kullanılmıyor. Etler bir veya
iki gün önceden kesiliyor, yine reçeteye göre farklılıklar gösteren
terbiyeye yatırılıyorlar, terbiyelerin çoğu "soğan suyu"
esaslı, pişirileceği gün döner şişine küçükten büyüğe ve
merkezden egzantriğe doğru gelişen bir konstrüksiyonla dana kuzu karışık
olarak diziliyorve "bina" ediliyor, en tepesine kuyruk yağı(dönerin
yüzeyi kurumasın diye) ve kocamaaan bir domates(fonksiyonu yok)
konuyor, wraplenip soğuğa konuyor, pişirilinceye kadar birkaç saat
soğukta "toparlanıyor", sonra tezgaha takılıyor.
Pişirme ve kesme aşaması da gözüktüğü kadar kolay değil. Pişiren
insanın sürekli başında durması gerekiyor, ayrıca kesim tekniği
çok kritik. Bıçak uzun olmalı, çok (hayır, çok değil, çoook)
keskin olmalı, ve bıçağın yüzeyi dönere hafifçe dayanarak bıçağı
uzuuun ve namütanai bir hareketle aşağıya doğru neredeyse salınması
şeklinde kesiliyor. Her kesim arasında bıçağı bileylemek
gerekiyor, dönercilerdeki dönerci ustalarının ikide bir upuzun bıçakları
bileylemeleri bir gösteri değil, düpedüz yaptıkları işin bir gereği.
Bu işi müşterilerin gözünün içine bakarak yapmaları ise sadece
bir yorum.
Neyse efendim, araştırmalarım neticesinde hazır bir tezgah almak
yerine, ukalalığıma yakışır bir şekilde, kendime bir döner
tezgahı tasarlamaya karar verdim. Birkaç ciddi seans neticesine
"Turdöntezgaher-1" doğdu. Tasarımdaki bazı ayrıntıları
anlatarak tuhaflığımı idrak etmeniz için bir vesile daha yaratmış
olmayayım. Esas itibariyle "Turdöntezgaher-1", dört gözlü,
arkadan odun kömürü közü beslemeli, içiçe geçmeli tepsi ve
(frenli) tekerlekli masasına bütünleşik tasarlanmış bir "şaheser".
Bir hafta kadar "Turdöntezgaher-1" benim ofiste tüm
azametiyle boy gösterdi. Bu sırada ben canım tezgahımın eve
intikali konusunda şartların elvermesini sağlamaya çalıştım.
Sonunda bir gün Renan'a "ben minik bir döner tezgahı yaptırdım,
eve getireyim diyorum, bir kenarda durur, tekerleri de var, gerekli
olmadığı vakit de hop diye göz önünden kaldırıveririm"
dedim. Renanın bana harfiyen inanmış olmasını beklemiyorum, ancak
son tahlilde icazet verildi ve "Turdöntezgaher-1", herhangi
bir "second thought" a meydan bırakmadan, bir yıldırım
harekatıyla garnizon'a intikal ettirildi. Renan'ın tezgahı ilk görüşündeki
reaksiyonunu demiyeyim.
Efendim daha sonra sıra geldi tezgahın gala gecesi için yapacağım
döneri üzerinde deneyebileceğim, daha önceki başka yemek
denemelerinde mukavemetlerini ispat etmiş tecrübeli ve cefakar bir
ekip oluşturmaya. Bunu da başarıyla tamaladık, üç aileyi, toplam
üç nesilden cem'an onbeş kişi olacak şekilde "Döner
Gala"sına davet ettik, teessürlü ancak çaresiz kabul ettiler.
Menü çok basit: yaprak döner, beyaz pilav, cacık, ve Erzurumdan
özel olarak getirtilen kadayıf dolması.
İki gün öncesinden etleri aldım, marinasyonu hazırladım, döneri
"bina" etme işini kısmen Celil ustaya havale ettiysem de
benim de elim hep üzerindeydi.
Mübarek Cuma günü akşaüstü közü hazırladım, dörtbuçuk
kiloluk yaprak döneri taktım, başladım pişirmeye.
... başladım da bir türlü bitiremedim. Acemiliğimle içinde kıyma
bulunmayan yaprak dönerin kömür közünde pişme süresini iyi tahmin
edemedim. Pişir babam pişir, cızırdıyor hoş kokular çıkıyor,
bizler kediler gibi tezgah başında yutkunup duruyoruz. Kendimizi içkiye
verdik, kokuyu meze yaptık, ööle gidiyoruz. Akşam saat dokuza doğru
birinci ve üçüncü nesili daha fazla süründürmemeye karar verdik,
çocuklar ve anneanneler yarı pişmiş dönerin teflonda takviye pişirmesiyle
birşeyler yediler, biz ikinci nesil ise ön cephede mücadelemize devam
ettik. Akşam saat on gibi, ikinci parti köz sona ererken, içki
durumundan hiç bahsetmeyeyim, ve esasen "mental" ve
"midevi boşluk" durumundan kaynaklanan ufak tefek kesik ve
yanık yaralanmalarının sonunda, döner olması tasarlanmış olan bir
şeyleri sofraya getirebildik. O saate kadar herkes bitab düşmüş
olduğundan fazla birşey yiyemedik, kadayıf dolmasını bile bir şeye
benzetemedik. Ama çok eğlendik.
Döner işi meğer ihtisas işiymiş.
