Acarkent Yönetimine Açık Mektup

Önceki / Previous Geri Dön / Back Sonraki / Next

2/12/2002

Sayın Acarkent Yönetimi,

Aşağıdakiler kişisel görüşlerimdir, benden başkasını temsil etmez ve bağlamaz.

Sizleri, öncelikle tebrik ediyorum. Acarkent yönetiminin bir vizyon'u, misyon'u ve stratejisi'nin var olup olmadığına emin değilim (ben "var" olduğuna dair bir emareye rastlamadım) ancak bir "yönetim politikası" var ve bu yönetim politikasını son derece kararlı ve kendi içinde tutarlı bir şekilde uyguluyorsunuz, bunu tebrike şayan buluyorum. Ve sizlere ayrıca teşekkür ediyorum, yönetim politikanızı herhangi bir şüpheye mahal bırakmayacak derecede açık olarak sergilediğiniz, dolayısıyla da görüşlerimin de netleşmesine yardımcı olduğunuz için.

Biz, yani Uzer ailesi, 2000 yılı sonlarında maddi olanaklarımızı ciddi şekilde zorlayarak bu site'de ikinci el'den kaba inşaat olarak bir ev aldık, maddi olanaklarımızı daha da fazla zorlayarak bu evi 2001 yılı ortasında oturacak hale getirdik ve 2001 yılının Haziran ayında buraya taşındık. Yani kabaca bir buçuk yıldan beri Acarkent'te oturuyoruz. Buraya taşınmamızın belirleyici sebebi çocuklarımızın bu site içindeki okula kayıtlı olması idi. Buraya taşınmamızda rol oynayan diğer faktörler bu yakınlarda Acarkentonline üyeleri tarafından yapılmış bulunan anket sonuçlarının "iyi" yönleri ile uyuşmaktadır.

Daha da ötesinde Acarkent'in konumu itibariyle, tüm paydaşlarına değer yaratan bir yönetim anlayışı ile Istanbul'da parmak ile gösterilen, örnek bir site olabileceğine inanıyorum. Bu yönüyle de baktığımda, tüm paydaşlarına değer yaratan bir yönetim anlayışının "olmazsa olmaz" yönlerinden biri olan "katılım" konusunda ise aktif olmaya gayret edegeldim.

Sayın Acarkent Yönetimi,

Biz aile olarak buraya taşındığımızda "Biz İstanbul'dan taşınmadığımız sürece artık burada otururuz" diye düşünerek geldik. Uzun mu kısa mı olduğu belli olmayan vadeli bir öngörüyle Görele mezarlığını bile "teftiş" etmiş olduğumu belirtirsem buradaki kalıcılık niyetimizin ne seviyede olmuş olduğu konusunda bir fikir vermiş olabilirim zannediyorum. Biz, evlendiğimizden bu yana yirmi defaya yakın taşınmış insanlarız, bir nevi "uzman taşınıcı" sayılabiliriz. Geçen sene ortasında buraya taşınınca artık taşınmaktan yorulmuş olduğumuzu hissettik ve buradaki ortamın bizi "kalıcı" olarak tatmin edebileceğini umduk. Bunu sadece ummak ile kalmayalım, yaşadığımız sitenin hem sağlıklı, hem güzel, hem de keyifli bir ortam olmasına katkıda bulunalım dedik, bunu da uygulayageldik.

Sayın Acarkent Yönetimi,

Alvin Toffler'in "üçüncü dalga" görüşünü paylaşıyorum. Dünyada önce Tarım Toplumu, daha sonra Sanayi Toplumu, ve üçüncü dalga olarak Bilgi Toplumu oluşmuştur. Ortaya çıkma zamanlamaları farklı olmakla birlikte bu üç toplum, esasen halen birarada yaşamaktadır. Uzun yıllar sadece ve sadece Tarım Toplumu var iken birkaç yüzyıl önce Avrupa'da Sanayi Toplumu oluşmuş, ve dünyanın gelişen bölgelerinde kendine yer bulmuştur, ve günümüzden 30-40 yıl öncesinde ise(kimine göre ancak 20 yıl öncesinde) Bilgi Toplumu oluşmaya başlamıştır. Bugün dünyanın gelişmiş ve gelişmekte olan bölgelerinde Bilgi Toplumu büyümekte, giderek artan bir hızla Sanayi Toplumunu ve Tarım Toplumunu azaltmaktadır.

Türkiyede de, dünyanın her yerinde olduğu gibi, bu üç toplum birarada yaşamaktadır. Tarım toplumunun, ki son dönemlerine "feodal" özellikler damga vurmuştur, temel özelliği yönetimin tek elde toplandığı, halkın çıkarlarının yönetim tarafından tayin edildiği bir toplumdur. Yönetim, uygun gördüğünü halkına "bahşeder", halkının çıkarlarını kollar, halkının iyiliği için yapılacaklara karar verir, halkın söylediğini dinler ancak karar mekanizması paylaşılmaz. Halk ise her şeyini "yönetim"den bekler ve itaat eder, bir de şükür eder. Türkiyede özellikle kırsal kesimde halen geçerliliği olan, "feodal" kelimesinin "aşiret" olarak yer bulduğu toplumdur. Dikkat ederseniz toplumun tipi, hem yönetimin, hemde halkın bakış açısını belirlemektedir. Tarım Toplumunda "güç"ün ölçüsü toprak'tır, mülk'tür. Toprağı ve mülkü olan "güç"lüdür, yönetimi elinde tutar.

Sanayi toplumunda çalışan, yönetimin içinde yerini almaya başlar. Çalışan'ın yönetimde yer alması, hem bireysel, hem de toplu olarak oluşur. Bugün emeği ile çalışıp para kazanan, hakkını bireysel ve toplu platformlarda arıyan işci, profesyonel yönetim yetkinlik ve becerilerini "verilmiş kararları uygulama"ya değil, çalıştığı kurum için değer yaratma amacıyla "karar"lar vermeye, kurumun kaynaklarının yönlendirilmesinde önemli ölçüde söz sahibi olmaya kullanan profesyonel yöneticiler Sanayi Toplumunun bireyleridir. Sanayi toplumunda "güç" ün ölçüsü hepsi birbirinin içinde olarak üretim tesisleri, fabrikalar, para, emek ve bilgi'dir.

Bilgi Toplumu, son dönemlerde gelişmekte olan bir toplumdur. Diğer "güç" ölçülerinin tamamı var olmakla birlikte "bilgi"nin ağırlığı giderek artmaktadır. Bilgi Toplumu'nun temel özelliği, tüm paydaşların aktif katılımıyla, ve her gün gelişen iletişim tenolojisiyle desteklenen, toplum için değer yaratan "bilgi"nin yaratılması ve paylaşılmasıdır.

Sayın Acarkent Yönetimi,

Yukarıdaki bölümde özetlemeye çalıştığım üç toplum ve yönetim tipi içinde sizler kendinizi nerede görüyorsunuz bilmiyorum ancak benim kişisel değerlendirmem Acarkent yönetim yaklaşımı, Sanayi toplumuyla ilgili çok ufak izler taşıyan, ancak temelde çok büyük ağırlıkla Tarım Toplumu özelliklerini taşıyor olmasıdır. Bu iyi midir kötü müdür diye bir kaygım, söylemim,iddiam yok, ancak kesin olan bir şey var ki bu yönetim yaklaşımı, benim içinde yaşamak istediğim ve alışık olduğum toplum ile uyuşmamaktadır.

Benim gözlemlediğim kadarıyla, ki gözlemlerimi artık bir "kanı" haline getirebilmem için yeteri kadar uzun süredir gözlem yapabilmiş olduğuma inanıyorum, Acarkent yönetimi olarak sizler, hem kendi iyiliğiniz için, hem bu sitede oturanların iyiliği için gayret içindesiniz. Bu sitede oturanlar için neyin iyi, neyin kötü olduğuna karar vermesi gerekenin sizler olduğunu düşünüyorsunuz. Sizler, bu site'nin sahibinin sizler olduğunuza inanıyorsunuz. Yönetim şeffaflığından israrla kaçınmanızın temel nedeni, şeffaflığın hemen arkasından önüne geçilemez şekilde gelecek "hesap sorma, hesap verme" sürecinden kaçınma isteğiniz. Katılım anlayışınız ise "talepleri dinlemek, değerlendirmek, karar vermek, gerekli gördüklerinizi duyurmak"tan ibaret, benim anladığım anlamda "katılım" için epey güdük bir çerçeve. Profesyonel yöneticilerinizin ise "değer yaratma" gibi bir sonuç almak için hareket sahaları son derece dar. Hareket sahaları daha fazla olursa bu hareket sahasını kullanacak donanım ve yetkinliğe sahip olup olmadıkları konusunda yorum yapmıyorum. Bu "dar saha" da yönetimin karar verme süreçlerini kendi profesyonel yönetimi ile fazla paylaşmadığını gösteriyor. Yönetici, yönetim gücünü hareket sahasından alır, titrinden değil. Bu paragraf içinde ifade ettiğim gözlemlerin her birini hep bereber yaşamakta olduğumuz onlarca örnek ile destekleyebilirim, yazıyı gereğinden fazla uzatmamak(!!) için burada örnek vermiyorum, arzu ederseniz size, sizi bıktıracak sayıda örnek sunabilirim.

Sergilediğiniz, daha önce de belirttiğim gibi, kendi içinde son derece tutarlı yönetim tarzınızın neticesi olarak, yönetimi elinizde tuttuğunuz sürece, ki bunu çok uzun bir süre, hatta ilanihayi başarabileceğinizi düşünüyorum, sonunda burada, yani Acarkent'te fikrini söyleyip de söylediğinin peşine düşmeyen, verilenle yetinen, şükretmeyi mutluluk için yeterli gören bir toplum oluşacaktır. Nacizane tecrübem odur ki, yönetim yeteri kadar israr ederse insanlar ya yorulur, ya bıkar, ya ikna olur, ya politikadan soğur, ya terki diyar eder, ya da tamamı birden. Eğer geçer ise, ellerine ilk geçen fırsatta ise yönetimi değiştirirler. 3 Kasım 2002 seçimlerinde parlamentonun neredeyse toptan olarak yenilenmesini ben temel olarak olarak bu argüman ile izah edilebileceğine inanıyorum.

Sayın Acarkent Yönetimi,

Bir buçuk yıl gibi kısa bir süre içinde "taşınma yorgunu" olan bencileyinin görüşünü, "artık bundan böyle burada otururuz"dan "acaba nereye taşınsak?" noktasına getirmekte muvaffak oldunuz. Gerek Acarkent içini yapılandırma, yerleşim tasarlama konularındaki politikanız, gerekse yönetim anlayışınızdaki, bence, potansiyel müşteri kitlesi ile uyumsuzluk neticesinde Acarkent içindeki evlerin reel ve relativ anlamda değer kaybının süreceğini düşünüyorum. Bu oluşan ve sayenizde oluşmaya devam edeceğine inandığım değer kaybının hangi aşamasında olduğumuzu ve olacağımızı fazla dikkate almaya niyetli değilim. Şimdilik evimizin bahçe kapısından içeri girdikten sonra yaşantımız bizi tatmin ediyor, bizi tatmin eden yaşantının "Acarkent kapısından girdikten sonra" şeklinde tanımlanabilecek bir hale gelmesi konusunda ise benim umudum pek kalmadı. Eğer bizim beklentilerimize uygun başka bir seçeneği karşılayabileceğimiz maddi imkanlar içinde bulabilirsek değerlendirmeyi düşünüyoruz.

Akro'nun yönetim anlayışını son derece "gayri şeffaf" buluyorum. Burada örneklendirmeye girmeyeyim.

Coliseum'dan geçen hafta yayınlanmış olan yazının son paragrafında mealen "burada bu kadar fazla imkanı olan bir tesis var, ve bu tesis sürekli yatırımcı grubun desteğine gereksinim duyuyor, burada oturanlar olarak bu desteği gelin siz verin, gelin buradan faydalanın ki burası da kalkınsın" demişsiniz. Çağrınızı anlıyorum, "farkındalık" ın bir aşamasının gerçekleşiyor olmasından da mutluluk duydum. Bence bu gözlem ile son derece önemli bir ipucu yakalamışsınız, bence bu soruyu kendi kendinize ciddi şekilde sormalısınız: "burada bu kadar fazla imkanı olan bir tesis var, ve bu tesis sürekli yatırımcı grubun desteğine gereksinim duyuyor. Acaba neden????". Bu sorunun cevabını kendi yönetim dinamiklerinizde aramanızı öneririm. Müşteri problem çözmez, problemin çözülmesi için girdi verir, ve çözülen problemleri takdir eder.

Sayın Acarkent Yönetimi,

Son olarak şöyle bir maruzatım var: Bir topluluğa hitaben yayınladığınız bir yazının başına "tarih:" ve "sayı:" koyup da "Sayın" diye başladığınız zaman bencileyin "formal" bir yazı okuyacağım diye anlıyorum, ancak aynı hitap "acarkentliler" diye devam edince "formal"lik yara alıyor. "Acarkentlilik" eğer aidiyet hissi yaratmak üzere bizler için kullandığınız "şirin" bir terimse yazının başındaki "tarih:" ve "sayı:" ibareleri (bence)uyumsuz oluyor. Ben şahsım adına söyleyeyim: bu sitede şimdilik ikamet ediyorum diye kendime hiç bir zaman "Acarkentli" demedim, denmesinden de hoşlanmam. Okuduğum öğretim kurumları bile beni "Ankara Atatürk Liseli” veya "ODTÜlü” yapamadı, yirmi yıldan fazladan beri bir şekilde profesyonel bağlantım olan Sabancı topluluğu bile beni "Sabancılı” yapamadı, lütfen siz de beni "Acarkentli" yapmaya teşebbüs etmeyin.

Akro ve Coliseum'u aynı yönetim anlayışının doğurduğu iki ayrı şirket olarak görüyorum. Onun için de hitabımı "Acarkent yönetimi" olarak yapıyorum. Acarkent yönetiminde söz sahibi kim veya kimler ise yazımın muhatab(lar)ı o(nlar)dır. Bu yazıyı acarkentonline yazışma listesinde yayınladığım gibi Kavacık'taki "Acarlar" yazan adrese, Akro Yönetimine, ve Coliseum Yönetimine "Sayın Acarkent Yönetimi" olarak hard copy olarak da yollayacağım.

Eğer sebat gösterip buraya kadar okudunuz ise tebrik ve teşekkür ediyorum.

Saygılarımla,

Turgut Uzer / C-131

Önceki / Previous Geri Dön / Back Sonraki / Next